Doğu Akdeniz’in İncisi: Kıbrıs’ın Çıkmazı

Binlerce yıllık tarihiyle günümüze kadar pek çok tartışmaların merkezinde olan Kıbrıs, bulunduğu konum sebebiyle her zaman için önem arz etmiştir. M.Ö. 1500’lü yıllara kadar bağımsız olan ada, sonrasında başka yönetimlerin hakimiyetlerine girmiştir. Mısır, Hitit, Fenike, Asur, Pers, Antik Yunan, Roma, Emevi, Bizans, Memlük ve birçok hanedanın hakimiyeti sonrasında Venedikliler satın almış ve sonrasında 1571’de Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiştir.

Kıbrıs’ın yönetim tartışmaları, adanın Osmanlı’nın mevcut dünya sisteminde koruyamayacağını düşünerek 1878’de Birleşik Krallık’a kiralaması ile başlar. Adanın mülkü Osmanlı’ya ait ancak egemenlik hakkı Birleşik Krallık’ındır. 1914’e gelindiğinde, savaşta karşı cephelerde olmaları sebebiyle Birleşik Krallık Kıbrıs’ı ilhak eder. Türkiye Cumhuriyeti ilhakı 1924’te Lozan ile birlikte tanır.

Ancak adaya huzur gelmez. İngiliz hakimiyeti Rumları oldukça huzursuz eder. Rumların istekleri Yunanistan’a bağlanmaktır. (Enosis) 1930’lardan itibaren bu istekleri için çalışmalara başlarlar.

1954’e gelindiğinde Rumlar daha somut bir adım atar ve Enosis için Birleşik Krallık’a karşı, Türkçe açılımı “Kıbrıslı Savaşçıların Milli Örgütü” olan EOKA’yı kurarlar. Öncelikli hedef İngilizlerdir, savaş onlara karşı yürür. 1958’e gelindiğinde hedefte artık daha çok Türkler vardır.

Bu sırada Kıbrıs Türkleri de EOKA karşısında savunmasız kalmamak için açılımı Türk Mukavemet Teşkilatı olan TMT’yi kurar. Kurucuları; Rauf Denktaş, Dr. Nurhan Nalbantoğlu ve Kemal Tanrıverdi’dir.

Kıbrıs Cumhuriyeti

Kıbrıs Cumhuriyeti

Gelişen olaylar sonucunda Türkiye, Birleşik Krallık ve Yunanistan bir araya gelirler. Türk ve Rum toplum liderlerinin de bulunduğu görüşmeler sonucu 11-19 Şubat 1959’da Londra ve Zürih Antlaşmaları ile Kıbrıs’ın idari yapısı şekillenir. Akabinde Ağustos 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edilir.

Yeni Anayasaya göre özetle; Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, Rum toplumu tarafından Rum cumhurbaşkanı ve Türk toplumu tarafından Türk cumhurbaşkanı yardımcısı seçilecekti. Bakanlar 7 Rum, 3 Türk’ten oluşacaktı ve cumhurbaşkanı veya cumhurbaşkanı yardımcısının veto hakkı vardı. Kamu çalışanları %70 Rum, %30 Türklerden oluşacaktı. Her toplumun kendi Cemaat Meclisi ve mahkemeleri olacaktı.

Ayrıca bağımsızlığın, toprak bütünlüğünün, egemenliğin ve kurulu düzenin tehlikeye girmesi halinde Türkiye, Birleşik Krallık ve Yunanistan adaya birlikte veya tek başına müdahale etme hakkına sahipti.

1960 – 1974

Tarafların temsilcilerinin kağıt üzerinde anlaştığı Kıbrıs Cumhuriyeti, düşünüldüğü gibi gelişmez. Bu dönemde sayısız kanlı olaylar gerçekleşir. Rumlar, Türklere verilmiş haklardan rahatsızdı ve Türklere karşı izolasyon politikası uygulamaya başlar.

Rum Cumhurbaşkanı III. Makarios’un anayasa değişiklik teklifinin Türklere silahla kabul ettirilmek istenmesi çok kanlı olaylar ile sonuçlandı. 20 Aralık 1963’ü 21 Aralık’a bağlayan gece gerçekleşen ve “Kanlı Noel” olarak da anılan çatışmalar büyük etki bırakmıştır. Binbaşı Nihat Erim’in eşi Mürüvvet Erim ve 3 çocuğunun banyo küvetinde ölü halde bulunmaları yaşananlara bir örnektir.

Zamanla Türkler kadrolardan, yönetimlerden uzaklaştırılmaya başlanır. Ancak bu da yetmez ve 14-15 Temmuz’da Makarios’a karşı aşırı sağcılar tarafından darbe gerçekleştirilir. Ardından Helen Cumhuriyeti’nin kurulduğu ve Yunanistan’a bağlanıldığı ilan edilir.

Düzen bozulmuştur.

1974 Barış Harekatı

Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin garantörlük hakkına (4. Madde) dayanarak 20 Temuuz 1974’te adaya meşru şekilde girer.

Biz aslında savaş için değil, barış için, yalnız Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için Ada’ya gidiyoruz. Bu karara ancak tüm politik ve diplomatik yolları denedikten sonra mecbur kalarak verdik.

Bülent Ecevit

3. gün sonunda Birleşmiş Milletler’in çağrısına uyan Türk güçleri ateşkes durumuna geldi. Kıbrıs’taki cunta yönetim görevden alındı ve Cenevre’de görüşmeler başladı. Ancak bu süreçte Türklere saldırılar devam ediyordu. 2. Cenevre Görüşmeleri’nden sonuç alınamaması ile birlikte TSK 14 Ağustos günü saat 04.30’da harekete geçti ve ikinci harekat başladı. Bu harekat sonucu toprakların %38’i ele geçirilmiştir. İkinci harekat, uluslararası sistem tarafından meşru görülmemiştir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuştur. 15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi oybirliği ile aldığı karar ile bağımsızlığı ilan ederek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurdu. Bu karar Yunanistan ve BM tarafından tepkiyle karşılandı. Günümüzde KKTC’yi tek bir devlet tanımaktadır; Türkiye Cumhuriyeti.

Annan Planı

Adadaki Türk ve Rum kesimlerini birleştirmek amacıyla BM Genel Sekreteri Kofi Annan ortaya attığı planda federatif bir yapı öneriyordu. Özetle; devlet başkanlığı ve başbakanlık 10 ayda bir Türkler ve Rumlar arasında değişecek, Bakanların en az 1/3’ü Türklerden oluşacak İngiliz üsleri bölgesi hariç bağımsızlık esas olacaktı. 2004’te referanduma giden plan Rum tarafında %75 Hayır, Türk tarafında %65 Evet ile sonuçlanarak hayata geçemedi.

AB ve Kıbrıs

Avrupa Birliği Amblemi

4 Temmuz 1990’da Kıbrıs Cumhuriyeti ile AB’ye yapılan başvuru 2004’te kabul edildi. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti hukukuna göre ancak garantör ülkelerin üye olduğu uluslararası örgütlere üyelik söz konusu olabilirdi. Türkiye’nin AB’ye üye olmaması sebebiyle bu üyelik Türkiye aleyhine bir hareket olmuş, Kıbrıs meselesi bir Avrupa Birliği meselesine de dönüşmüştür.

Günümüz

Kıbrıs çerçevesinde görüşmeler hala sürmekte, herkesin uzlaştığı bir sonuç üzerine çalışılmaktadır. Ancak bu, şu an için mümkün gözükmektedir. Yunan-Rum tarafı Türklerin herhangi bir egemenlik hakkını reddetmekte, buna karşın Türkler bağımsız 2 devletli çözümü konuşmaktadır.

Kıbrıs adasının siyasi istikrarsızlığı birçok acıyı beraberinde getirmiştir. Masada bulunan çözümler ada toplumları ile uygulanamamıştır. Çözüm, ancak kalıcı olacaksa çözümdür. Bunun için adadaki iki toplumun belleği ve kültürü dikkate alınıp bu iki toplumun da varlığının garanti altında olduğu bir yapı üzerine çalışmalar sürdürülmelidir.