Giyimin Kültürel Referansı – Modanın Ünlü Detayları ve Kökenleri

Giyimin tarihi insanlık kadar eskidir. Günümüzdeki giyim ise modayla iç içedir. Gelişen tekstil teknolojileri ve sosyal bakış açıları yeniliklere kapı aralasa da çoğu kişi hala eski geleneklere ve kültürel referanslara önem vermekte ve çekici bulmaktadır.

Kültürel referans, genellikle bir ülke ya da sosyal grubun kültüründen gelmeyi açıklayan bir terimdir. Yıllar önce gerçekleşmiş bir şey olabileceği gibi, haberlerde geçen günlerde gösterilmiş bir konu da olabilir. Bir kültürün çekirdek üyeleri ortak payda olarak bu referanslarda buluşurlar. Kültür, üzerine tartışılıp deneyimlendikçe ve bilgiler aktarıldıkça zenginleşir.

Her ne kadar bir kültürel referansı saptamak zor olsa da genelde belli başlı konulardan ilham alınmakta ve bu alanlardan araştırılmaya başlanmaktadır:

  • Eğitim
  • Din
  • Tarih
  • Siyaset
  • Gündem
  • Sanat
  • Spor
  • İş

Araştırma kaynağı olarak da çoğunlukla yazılı kaynaklar ya da belgeseller filmler gibi görsel kaynakların yanında otoritelerle yapılan sohbetlere de başvurulmaktadır.[1]

Volanların Deli Raksı

Günümüz görünüşündeki volanlar (fırfırlar) ilk olarak 15. yüzyılda Almanya’da ortaya çıkmıştır. Savaş sırasında erler, iç giysilerini zırhlarının altından çıkararak gösterirlerdi. Bu görünüş savaştan gururlu bir geri dönüşü temsil etmekteydi.

Kraliçe I. Elizabeth “ruff yaka” denilen büyük ve ünlü beyaz, kolalı yakalara duyduğu tutkuyla bilinirdi. Aynı detayı manşetlerde de kullanmıştır. İngiliz kraliyetinin tek volan çılgını da sayılmazdı üstelik. Prenses Diana volandan çok hoşlanmaktaydı ve sık sık bu detayı giyerken görüntülenmişti. Hatta Prens Charles ile olan düğününde de volanlı bir gelinlik giymişti.

İngilizler dışında Fransız asilzadeleri de volanı kullanmakta, ancak daha dökümlü bir biçimdeyken beğenmekteydi. Marie Antoinette bu detayı manşetlerden dışarıya açılan bir şekilde kullanmış ve bugünkü efsanevi romantik giysilere büyük ilham kaynağı olmuştu.

Meksika halklarından Oaxaca yerlileri volanı yüksek bir işçilikle yüzlerinin çevresine geçirerek kullanmışlardır. Doğrudan bu kültürden gelen sanatçı Frida Kahlo‘nun ünlü tablosu “Aklımda Diego” bu geleneksel giysiyi göstermektedir.

Frida, Meksikalı kimliğiyle her zaman gurur duymuştu.

Etek kısmı fırfırı ise en çağdaş anlamıyla 1800’lerin Fransız cancan dansçılarında gözlemlenir. Eski çizgi filmlerde sıklıkla görülen çünkü 1900’lerin ortalarına doğru yeniden dirilmiş olan bu dansta, kadınlar bacaklarını çok yükseğe kaldırarak, dışarıdan düz görünen eteklerinin altındaki kaotik fırfır detayını gösterirler. Kostümlerin tasarımı da tıpkı dansın kendisi gibi enerjik ve heyecan uyandırıcıdır.

En üst markaların tasarladıkları podyum giysilerinde ve gala parçalarında kullandıkları muntazam fırfır ise kökenlerini yoksul bir kültürden alır. Carmen Amaya, flamenkonun bilinen en çılgın temsilcilerindendir. Bir kadın olarak döneminde şaşırtıcı bir ün göstermiş ve flamenkonun bir erkek dansından, kadın dansçıyla daha çok özdeşlenmiş bir imaja bürünmesini sağlamıştır. Kendisi aslında Sevilla’dan bir çingenedir. Onun dansa kazandırdığı çingene esintili fırfırlı elbiseler günümüzde flamenkonun da sembolü kabul edilir.[2]

Kaynak: Alienated.me.

Kurdele Diyip Geçmeyin

14. ve 15. yüzyıllarda kurdeleler giysiyi bağlamak için kullanılır ya da saça takılırdı. Bir sonraki yüzyılda ise Fransa kurdele üretiminde ün kazanmıştı bile. 14. Louis’e göre kurdele, trend bir giysinin en önemli parçalarındandı. İki kraliyet tasarımcısının kendilerini bir odaya kapatıp günlerce bir parça kurdelenin giysinin neresine yerleştirilmesi gerektiğini tartıştığı söylenir.

17. yüzyıldan itibaren ise kurdele erkekler arasındaki istenirliğini yitirmişti ancak kadınlar kullanmaya devam ettiler. Bu sefer tuhaf şekilde daha çok yaka çevresinde ve hatta dirseklerde kullanmaya başladılar. Günümüzde de kurdele büyük bir trend değildir ve fazla göz alıcı görünmemektedir. Eski Fransız stilini dirilten koleksiyonlarda ilginç kullanımlarına rastlansa da talep görmemektedir.[3]

Podyumda Bir Panter

Moda dünyasına girmeden çok önce, hayvan desenleri bir güç göstergesiydi. Kral ve kraliçeler sosyal statülerini göstermek için hayvan kürklerini konaklarının zeminine serdirirlerdi. Avcılar da hayvanın gücünden yararlanmak için beden parçalarını kullanmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Eğer bir çita kürkü giyiyorlarsa bunun onlara çeviklik ve hız kazandıracağını düşünüyorlardı.

Ünlü film “Tarzan Maymun Adam” 1932 yılında çıktı. Oyuncular hayvan baskısından giysi giyerken resmedilmişti. Bu izleyicilerin tepkisini çekti ve maceracı, heyecan uyandırıcı ve çekici görüldü. 1980’lere kadar bunaltıcı derecede fazla hayvan baskısı piyasada dolaştı. Bu tarihten sonra ise zaten çok fazla bulunan leopar ve çita desenine zebra ve yılan derisi de eklendi. Ayrıca hayvan baskıları kürk ticaretine karşı protesto amacıyla da kullanılmaktadır.[4]

İskoç Gündüz Düşleri

Ekose desen 1970’lerde büyük etki bırakmıştı. Esasında punk-ska-pop karması bir müzik türü olan “2 Tone” o yıllarda İngiltere’de popülerleşmişti. Sembolik motiflerinden biri siyah ve beyaz dama deseniydi ve bu ırklar arasındaki birleşim ve eşitliği muhteşem bir şekilde temsil etmekteydi.

80’lere gelindiğinde modayı cesur grafik ve parlak renklerle dolu ekoseler rehin aldı. En büyük kullanım alanları kaykaylar, çoraplar ve pantolon askılarıydı.[5]

Kaynakça:
1. Resources.
2. CR Fashion Book.
3. Love to Know.
4. The Ohio State University.
5. Connor R. Sullivan (2010), A Brief History on the Checkered Pattern.