Bir Gezi Yazısı: Buenos Aires ve Colonia del Sacramento

Dünya gezegeninin yüz ölçümü bazında en büyük sekizinci ülkesi olan Arjantin’in toprakları, etkileyici derecede çeşitlilik içerir. Kuzeybatısında And Dağları, güneyinde Patagonya Platosu, her yere dağılmış ovalar, çöller, tundralar, ormanlar, akarsular, buzullarla birlikte binlerce kilometrelik bir sahil şeridi bulunur. Antarktika’nın kendine yakın olan kısmındaki topraklara da taliptir ve uluslararası kamuoyunda bunun mücadelesini vermektedir. Aslına bakılırsa, Antarktika’nın herhangi bir ülke tarafından sahiplenme mücadelesi verilmeyen çok küçük bir parçası vardır. Birleşmiş Milletler’in görüşü, insansız kıtanın tarafsız bir bölge olması yönünde. Kendine ait bir bayrağı bile var.

Teatro Colon’un salonlarından biri.

Falkland Adaları Savaşı

Seksenli yıllarda Arjantin, kendisine yalnızca 500 kilometre kadar uzakta olsa da İngiliz toprağı olan Malvinas Adaları’nı (Falkland Adaları) ve Güney Georgia Adası’nı, kendi bölgesi ilan ederek çıkartma yaptı. Dünyanın öbür ucundaki küçücük bir kara parçasını geri almak için İngiltere’nin hareket geçeceğini, geçse bile kazanabileceğini düşünmediler. İngiltere, adalara küçük bir donanma gönderdi. Arjantin 649 askerin yitirdi. İki ay sonunda teslim oldu.

Yenilgi mi? Bu sözcüğün anlamını bilmiyorum.

Margaret Thatcher

Günümüzde çoğu ülke coğrafi gerçeklerden dolayı adaları Arjantin’e ait görür ve Malvinas olarak adlandırır. İngiltere’yi destekleyen azınlığa karşılık ada halkı uyguladıkları referandumda %98 oranında İngiltere’ye bağlılık talebi bildirdi. Adalar iki ülke arasında diplomatik bir sorun olmayı sürdürüyor. Arjantin’de “Falkland” adını kullanmak bile ciddi sorunlar doğurabilir. Yerli halk İngiliz bayrağını da hoş karşılamıyor.

Antarktik kapısı Falkland Adaları, Birleşik Krallık toprağı olduğu için ne yazık ki Arjantin’in (ve neredeyse tüm kıtanın) aksine Türk vatandaşlarına güçlü bir vize politikası uyguluyor. Geçerli bir krallık vizeniz olmadan adaya giriş yasak.

Arjantin’e Bir Bakış

Arjantin’in adı, Latince’de “gümüş” anlamı olan “argentum”dan gelir. Ülkenin zengin mineral kaynaklarına gönderme içerircesine… Eski bir İspanyol kolonisi olduğu için resmi dili İspanyolca, ama Avrupa’da konuşulandan göze batan farklılıklar gösteriyor. Adaya göç eden çok fazla İtalyan olduğu için İtalyan aksanı kullanıyorlar ve bu da daha anlaşılabilir telaffuz anlamına geliyor. Yine “sen” gibi çok temel bir sözcüğü İspanyolca’nın eski formundaki “vos” olarak söylüyorlar (Avrupa’da “tú”). Tanınmış izole yerli diller de konuşuluyor. Bazıları eski uygarlıklardan miras kalan diller.

Ülkeye ayak bastığınızda ilk göreceğiniz şeyin fırsatçılık olması çok olası. Taksiye çantanızı, bavulunu yerleştirirken size gelip yardım eden insanların sonrasında sizden para istediğine tanık oluyorsunuz. Her ne kadar istemediğinizi anlatmaya çalışsanız da deyim yerindeyse elinizden kapıp size zorla yardım ediyorlar. Para vermek istemiyor veya kendiniz yapmak istiyorsanız vermemek için uğraşın ve sıkıntılı derece ısrarlı olurlarsa güvenlik görevlilerinden birini çağırır gibi yapmayı deneyin. Arjantin’de karşınıza çıkan en küçük tehlikelerden biri bu gizli dilenciler.

Buenos Aires’in merkezi bulvarlarından biri.

Merkeze ulaştığınızdaysa dikkatinizi çekecek şey caddelerin genişliği. Dar bir sokak bulmanız neredeyse olanaksız. Yollar çoğunlukla çok şeritli. Trafik ışıklarında yeşil renk yerine beyaz kullanılıyor. Hemen her yolda yaya geçidi de var. Işıkların süresi yeterince uzun olduğundan rahatlıkla geçebiliyorsunuz. Hiç kimsenin hiçbir şey için acelesi yok. Genellikle tüm yayalar geçene kadar araçlar bekliyor. Çok hızlı araba kullanmıyorlar. Trafik sorunu da yok. Işıklı işaret cihazı yoksa -her ne kadar sizi görünce dursalar da- yine de yaya geçidini kullanmadan önce yakınlarda bir araç var mı diye kontrol edin. Yüksek sesle bir küfür duyma riskiniz var.

Ateşten günlerde Buenos Aires.

Yarımküre farkından dolayı ziyaret zamanı çok iyi planlanmalı. “Burada kış, orada yaz” düşüncesi çoğunlukla isabetli olsa da okyanusal etki, topografik yapı, sıcak-soğuk hava dalgaları hesaba katılmıyor. En güzel mevsimin sonbahar sonu olduğu söyleniyor. Ocak ve Şubat ayları Arjantin’de Temmuz ve Ağustos sıcağında yaşanıyor. Hiç içinizi ısıtmayan, yapış yapış, iğrenç bir sıcak.

Kent Yaşamı

Genel bir bakışla binalarda ve detaylarda yeni sanat (art-nouveau) akımının güzel örneklerini görüyorsunuz. Avrupa kan bağını anımsamak istercesine şehrin her köşesinde bu mirası kullanmışlar. Kendinizi yoksul, çarpık gecekondularla bezenmiş, eğitimsiz bir üçüncü dünya ülkesinde hayal ederken; yoksul, verimli planlanmış, kitap okumayı seven insanlarla dolu bir ikinci dünya ülkesinde buluyorsunuz. Kitap fiyatları ekonomik kriz nedeniyle çok pahalı. Buna karşın içkiler aşırı derecede ucuz. Bildiğiniz pek çok ünlü marka Arjantin’de de üretim yapıyor. Tanıdık gelen zincir mağazalardan birinde büyük bir şişe marka likörü ya da yarım litre viskiyi €2,85, bir şişe birayı €0,35 ve bir şişe şarabı ağzınızı açık bırakacak ucuzluktaki fiyatlara bulabilirsiniz. İlk bakışta sahte ürünler olduğunu düşünebilirsiniz, halbuki aynı ürün. Bu arada daha stabil bir birim olduğu için bilgilerde avro kullanılmıştır. Bu, ülkenin kendi para birimi değildir.

Reklamlar

Papa, Arjantin asıllı olduğu için bunu büyük bir gurur olarak görüyorlar. Esnaf lokantalarından billboardlara kadar hemen her yerde 266. Papa Franciscus’un fotoğrafını görebilirsiniz. Tuhaftır ki şehir kiliseleri inananlardan çok dilencilere ev sahipliği yapıyor. Katolik iç tasarımını savaş tarihleriyle harmanladıkları görece olarak farklı kilise tipleri var. Oldukça büyük sinagoglara da rastlayabilirsiniz. Zamanında Türkiye’den gitmiş olan ve Türkçe konuşan Ermeni bir topluluk var. Bazı Türk lokantalarının sahibi olmuşlar. Yemekleri daha farklı şekillerde hazırladıkları için bayılabilir ya da nefret edebilirsiniz. Deneyen bazı yabancılar Türkiye’de çok daha lezzetli olduğunu söylediler. Özellikle etlerde tuhaf bir tat var ki asıl tuhaf olan da bu. Zira Arjantin’de et kaliteli, lezzetli ve ucuz. Çeşit çeşit, sossuz, diri biftekleri yöresel şaraplarla ekonominizi sarsmadan tüketebilirsiniz. Hem sağlıklı, hem güzel.

Gezginler La Boca’nın görülmeye değer bir deneyim olduğunu söylese de yerel halk uyarıyor. Şehrin en tehlikeli bölgesi ve her ne kadar güzel de olsa yanına bile yaklaşılmaması gerektiğini söylüyorlar. Yine de ziyaret etmek isteyen inatçı konuklar için uyarılar, yoksul görünecek ve dikkat çekmeyecek şekilde giyinin, çanta-bavul gibi değerli mal barındırabilecek ekstralar taşımayın, özellikle ülke pazarında yer almayan o ünlü pahalı marka cep telefonu, tablet, müzik çalar gibi kişisel aygıtları fazla göstermeyin. Ve yanınızda büyük miktarda para taşımayın. Bazı gaspçılar silah zoruyla size para çektirebiliyor. Bankamatiklerde günlük para sınırı var. Yani çok büyük bir zararda değilsiniz. Böyle durumlarda maksimum parayı çekip teslim edin. Genellikle silah bir tehdit unsuru olarak kullanıldığı için paçayı yırtıyorsunuz. Yine de inatlaşmamakta yarar var. Bazı vatandaşlar eğer Bueos Aires’te sahneye bir silah girerse mutlaka patlayacağını söylüyor.

Latin Sanatı

Latin sanatından çarpıcı bir örnek.

Buenos Aires on günün her birine yetecek fazlasıyla şey barındırdığı için La Boca’yı hemen unutuveriyorsunuz. Plaza de Mayo, Şehir Katedrali, Cabildo, Torre Monumental gibi yerlerde bir rehber olmadıkça görülecek neredeyse hiçbir şey olmadığı için kıt zaman sahipleri tarafından doğruca elenebilir. Museo Nacional de Bellas Artes’te ilginç heykel ve resimler bulabilirsiniz. Ünlü sanatçılar Pollock, Rivera, Picasso’nun bazı resimleri bulunuyor. Bu eserlerin sanatsal açıdan büyük önemi yok, yine de ait olmadıkları topraklarda görme şansını yakalıyorsunuz.

Kahlo’nun Maymun ve Papağanla Otoportre tablosu, 1942

MALBA’da çağdaş Latin Amerika sanatının yanı sıra Kahlo’nun bir otoportresini de görebilirsiniz. Latin sanatı çirkin gerçekleri öne çıkaran bütün natüralistliğiyle size adeta meydan okur gibi. Zaman zaman haddini aşan, rahatsızlık verecek düzeyde gerçekçi bir bakış açısı var.

Latin sanatında çağdaş heykelcilik.

Renk ve malzemelerin bir arada kullanılışı liberal. Bir duyguyu yansıtmaya çalışmaktan çok protesto amaçlı yapıldıkları hissine kapılıyorsunuz. bir şeyleri eleştirmeye çalışıyor gibi bu heykeller. Onları üst katta bulabilirsiniz. Bu arada şehrin en Avrupai müzesi burası.

Yaşasın Cumhuriyet!

Peron muhitinin ihtişamlı giriş kapısı.

Huzur veren bir müze olarak, Evita Peron Müzesi ziyaret edilebilir. Eva (Evita) Peron, döneminde devlet başkanının eşiydi. Arjantinliler tarafından çok sevilen, bu nedenle “Evita” (Evacık) diye çağırılan Eva’nın duygusal bir öyküsü var. Yoksul bir ailenin en küçük çocuğu. Oyuncu olma hayaliyle Buenos Aires’e taşınmış. Askeri darbelerle debelenen ve yükselip alçalan kocasının diktesi altındaki Arjantin’de işçilerin, çocukların hakları için mücadele etmiş. Kadınlara oy kullanma hakkını Evita vermiş. Müze, kendi evinin dönüştürülmüş hali. Günlük mobilyalarını, mutfağını, dikiş makinesi ve oyuncak koleksiyonunu, elbiselerini ve projektörle yansıtılan konuşmalarını görüyorsunuz. Giriş genel fiyatlara göre ucuz sayılmaz. Nostaljik bir deneyim istiyorsanız size iyi gelecektir. İçeride fotoğraf çekimine izin verilmiyor. Deneyiminizi ölümsüzleştirmek isterseniz eski yöntem olan defter ve kalemi kullanabilirsiniz.

Recoleta Mezarlığı’nda terk edilmiş pek çok kabir bulunur.

Bu güzel kadının yaşamı henüz 33 yaşında, kanser nedeniyle sonlanmış. Darbeci ordu, güçlü bir iktidar olan Peron’ların düşünce sistemini (“peronizm” olarak bilinir) belleklerden silmek için en güçlü sembol olduğuna inandıkları Eva’nın bedenini gömüldüğü yerden çıkarıp yirmi yıla yakın bir süre saklamış. Peron iktidardan düşünce önce eşinin yanına, daha sonra aile mezarlığına defnedilmiş. Madonna, Evita’ya ithafen “Don’t Cry For Me Argentina” şarkısını bestelemiştir.

Mezarı günümüzde dünyanın en güzel mezarlıklarından kabul edilen Recoleta Mezarlığı’nda bulunuyor. İçerideki en ünlü mezarlardan biri olmasına rağmen son derece mütevazı bir kabri var. Penceresinin önüne bir sunağa bırakılmış misali çiçekler bulabilirsiniz. Sevmeyenleri de var olmayı sürdürüyor olmalı ki, metal varaklarına sakızdan çıkan çıkartmalar yapıştırılmış.

Mezar taşlarındaki oyma ve heykeller hayran bırakıyor.

La Recoleta, şehrin en gözde ve pahalı bölgesi. Buranın mezarlığındaysa tanınmış kişiler, zenginler yatıyor. Her bir mezar taşı adeta bir sanat eseri. Ücretsiz bir açık hava müzesini ziyaret ettiğinizi duyumsuyorsunuz. Büyük müzelerin en gözde, şöhretli heykelleriyle, oymalarıyla yarışacak, ancak büyük olasılıkla adları bile olmayan canlı taş parçaları arasında, onlarca yıl önce kaybolmuş ceset kokularını alarak yürüyor, huzurlu bir kasvete boğuluyorsunuz.

Biyoçeşitlilik Deryası

Patagonya maralarını çim yerlerken izleyen çocuk.

Ola ki hayvanat bahçesini ziyaret ederseniz, kafes dışında özgür gezen maraları (yerel bir kemirgen türü olan Patagonya marası) hareketsiz durdukları anlarda heykel sanabilirsiniz. Bir bataklık temasını büründürmek istercesine sulak alan çevresinde genişletilmiş ilginç bir hayvanat bahçesi. Çok fazla tadilat oluyor ve uzun sürüyor. Hayvanların beslenmesi de yeterli değil gibi görünüyor. Normalde hayvanat bahçelerini desteklemiyoruz ancak yine de Zürih‘te olduğu gibi bazıları türlerin devamlılığı için önemli koruma ve geliştirme etkinlikleri yapıyor. Fakat bu hayvanat bahçesi ani hayvan ölümleri ve skandallarla sürekli gündeme geliyor. Aslında 2016 yılında, Buenos Aires belediye başkanı, 140 yıllık hizmetinin ardından, hayvanlara acı çektirdiğine inanan bu hayvanat bahçesinin kapatılmasına karar vermişti. Oysa park hala ziyaretçi kabul ediyor.

Buenos Aires Doğal Tarih Müzesi.

Arjantin’de bilinen insanlığın tarihi pek eski değil. Öte yandan doğa tarihi açısından en önemli coğrafyalardan biri. Mezozoik Dönem’in çoğunda yeryüzüne baskın gelmiş dinozorların kalıntılarının en çok bulunduğu ülkelerden biri. Çöl platoları resmen fosil kaynıyor. Bu konuda bir bu kadar zengin olan diğer ülkeler ABD ve Çin. Dolayısıyla Arjantin’de ender bir deneyim fırsatınız var. Sözünü ettiğimiz bu kalıntılar Doğal Tarih Müzesi’nde. Yerel türlerden, yüzlerce cins kuşa, iskeletlere, kavanozdaki etanol çözeltisinde yetmiş küsür yıldır saklanan hayvan embriyolarına kadar doğanın sayısız mucizesinden yalnızca birkaç bin tanesiyle hayrete düşeceksiniz. Devasa bir deniz canlısı koleksiyonuyla birlikte böcek sergisi de bulunuyor. Adını bulunduğu coğrafyadan alan, yeryüzünde bugüne dek yaşamış en büyük kara hayvanı olan Argentinosaurus’un, tarih öncesi devasa köpekbalığı Megalodon’un, ünlü tüylü mamutların günümüze ulaşmış fosilleri sergileniyor.

En ilginç sunumlardan biri ise gerçek bir dev mürekkepbalığını karşınızda görmek. Tuğla rengi, boyu 10-12 metreye ulaşan bu kadim canlı, boyutuna kıyasla küçücük bir tankın içerisinde, yarı yarıya azalmış koruyucu sıvısı içerisinde, bazı beden kısımları artık havayla temas ediyor olmasına rağmen durmakta. Sıvıyı neden arttırmadıkları merak konusu. Müzenin kendisi de oldukça eski olduğundan içerisindekiler pek yeni sayılmaz. Bu size hem çok da güncel olmayan, hem oldukça vintage ve bulunması zor bir deneyim sağlıyor.

Doldurulmuş bir kuş, yaşam alanı yitirimine karşı propagandalar yapma amacıyla sergileniyor.

Müze’de doldurulmuş hayvanların çok geniş bir koleksiyonu olmasına rağmen çevrenin ve özellikle türlerin yaşam alanlarının korunmasına dair önemli uyarılar yapılıyor. Afişlerden daha etkili bir şekilde türlerin kendileri kullanılmış.

Halk Kültürü

El Ateneo Grand Splendid.

Buenos Aires’te ünlü bir kitap mağazası da bulunuyor. 2019 yılında herkesin tanıdığı ünlü bir firma tarafından dünyanın en güzel kitapçısı seçilmiş, mimarisi tiyatro sahnesi şeklinde. Zengin kitap çeşitleri olması dışında -ve bunların süper pahalı olması dışında- bulunmaz bir içerik sunmuyor. İnsanların çoğu fotoğrafını çekip çıkmayı yeğliyor. CD reyonunda Papa’nın vaaz kasetleri de var. Kitapçının adı El Ateneo Grand Splendid.

Eduardo Catalano’nun Floralis Genérica heykeli, 2002.

Floralis Genérica, bir parkın ortasına konuşlanmış, metalden, büyük bir çiçek heykeli. Güneş ışını almasına bağlı olarak taç yapraklarını açıp kapatan zekice bir heykelcilik ürünü. Dip kısmı suların içinde ve bu da ona daha kaliteli bir zemin sunmuş. Dinlendirici bir akşamüstü için parkı ziyaret edip, söz konusu kütüphaneden bir servet vererek aldığınız kitabınızı okurken gün batımında çiçeğin kapanışını izleyebilirsiniz.

Kattan kata değişen kolon tasarımları.

Sıra şehrin en gözde mekanı olan Teatro Colon’da. Dünyanın en güzel konser sahnelerinden biri kabul edilir ve neredeyse kusursuz not almış olan bir akustiği bulunur. Ana opera ve tiyatro binasıdır. Her katında başka bir mimarın işi bulunduğundan sütunlar bile kattan kata tarz değişiminde bulunur. Yapımında kullanılan mermerler İtalya, Fransa ve İngiltere’den getirilmiştir. Çakılan çivilerine varıncaya kadar kullanılan bütün malzemeler Avrupa’dan taşınmış. Kendilerinden bir izi gezegenin öte ucuna taşımak istemişler. Bina, adını Kristof Kolomb’dan alıyor.

Opera binası üstün akustiğiyle biliniyor.

Sahnenin iki yanında özel localar bulunuyor. Burası protokole ayrılmış yerler olduğundan buralara bilet satılmıyor. Sahneyi en iyi gören yerler olmalarına rağmen, kasıtlı mıdır bilinmez, bir yanlışlık yapılmış. Akustik nedeniyle ses yanlara değil, ileriye gidiyor. Yani bu kabinler ses kalitesini düşük alıyor. Alt kısımda kafesle çevrili kabinler var. Eski dönemlerde dul kadınların yas döneminde eğlenceli etkinliklere katılmaları ayıplanırmış. Dullar yüzlerini örterek buraya girer, ilerleyerek içeriden sahneye yakın bir şekilde oturur, orkestrayı görmese de dinlermiş. Kınanası olmanın yanında tebrik de edilesi bir uygulama.

Teatro Colon’un merak konusu tavanı.

Yaratıcı bir sanat eseri olan tavanında seyircilerin çoğunun bilmediği bir numara yatar. Sahne arkasından gizli merdivenlere çatıya ulaşan müzisyenler, aşağıdan bakıldığında görülmeyen bir boşlukta çalgılarını çalar. Seyirci bir yerlerden müzik geldiğini duyar, oysa sahne boştur. Akıllara durgunluk veren akustik mimari sayesinde ses eşit dağılır, müzik yanıbaşınızda çalar gibidir. Popülerliğine karşılık her zaman bir gösteri yakalayacak kadar şanslı olmayabiliyorsunuz. Bu eşsiz deneyimi görmek, belki tangonun doğduğu yerde gerçek bir dans gösterisi izlemek için ziyaretinizden çok önce biletinizi rezerve ettirin. Seyahat planınızı buraya denk getirin. Bir gösteri yakalayamasanız da boş binayı rehber eşliğinde gezebilirsiniz.

Uruguay’a Geçiş

Arjantin’den Uruguay’a geçerken.

Arjantin’de şehirlerarası ulaşım çok pahalı. Uçak bileti fiyatları yüksek ve otobüs yolculukları bazen günler sürebiliyor. Buenos Aires’ten Şili’ye olan uçuşlar çok daha ekonomik. Ama ne yazık ki iniş bölgeleri herhangi bir turistik bölgeye çok uzak. Uygun fiyatlı günübirlik bir yolculuk fırsatı için limandan Uruguay’ın Colonia del Sacramento şehrine giden feribota binebilirsiniz. Her ne kadar MERCOSUR (Güney Ortak Pazarı) üyesi, ilişkileri ve sistemi birbirine benzer ülkeler olsa ve kan bağı bulunsa da, sınırda pasaport kontrolü yapılıyor. Bir ülkeden diğerine geçerken hem çıkış hem giriş mührünü yan yana oturan iki görevli basıyor. Yasal olarak daha feribota binmeden Uruguay’a geçmiş oluyorsunuz. Tıpkı Arjantin’e girişte olduğu gibi yine fotoğrafınızı çekiyorlar. Araca bindikten sonra ise kıyıya yakın okyanusun rengi, havanın son derece açık olduğu yaz günlerinde bile içinizi açmıyor.

Colonia del Sacramento’da bahar gibi hissettiren yaz.

Kolonyel mimarinin izlerini taşıyan UNESCO mirası bir şehir burası. Kiraladığınız bisikletle sahil kıyısında pedal çevirirken sararmış yapraklar arasında samyelini duyuyorsunuz. Bisikleti kaldırımdan sürmek yasak, tıpkı bir motorlu taşıt gibi yolda kullanmak zorundasınız ve bisiklet yolu da yok. Bu aslında bu konuda ne kadar ileriye gittiklerini gösteriyor. Araçlar bisikletlere öncelik tanıyor ve turistlere tabelalarla yayaların bisikletten üstün olduğu anlatılıyor. Güzel ara sokaklara girme isteğiniz Arnavut kaldırımlı dik yokuşlar nedeniyle mahvolabilir. Halk güler yüzlü değil. Uruguay, ülkemizde iyi imaj bırakmış olan bir yer olmasına karşın kapkaçların, silahlı soyguncuların en az Arjantin’deki kadar yaygın olduğu bir yer. Hiç kimse “Hoşgeldiniz!” demiyor, “Neden geldiniz?” diye soran birkaç kişiyle karşılaşmanız olası. Bir alışveriş merkezine girdiğinizde yokyerden beliren biri bisikletinize göz kulak olacağını söylüyor, Güney Amerika’daki ilk dakikalarınızda bavulunuzu taşıyan fırsatçıyı hatırlayıp buna gerek olmadığını söylüyorsunuz. Geri döndüğünüzde bisikletinizi ters çevrilmiş ve selesindeki her şeyi çöpe atılmış buluyorsunuz.

Her şeye rağmen Buenos Aires ve Colonia del Sacramento, size unutamayacağınız sıcak anılar bırakıyor.