Osmanlı İmparatorluğu’ndan Notlar – Emperyal Geçmişimizin Şaşırtan Anekdotları

1) Bir Tuhaf Muhafazakarlık

Lûtîlik de denen eşcinsellik, Osmanlı İmparatorluğu’nda da her yerde olduğu gibi yaşanan bir olguydu. “Hîz oğlanı” olarak adlandırılan seks işçileri “defter-i hîzan” adlı kütüğe devlet tarafından kaydedilirdi. Osmanlı ordusuna başkomutanlık ve vezirlik yapmış olan Muhannes Mehmet Paşa’nın bu unvanı kadınsı davranışları nedeniyle aldığı iddia edilmektedir.[1]

Savaşlarda yeniçerilerin birtakım gereksinimlerini karşılamak için “civelek taburu” adında bir bölük kurularak her civelek bir yeniçeriye tahsis edilmiştir.[2] Ancak, TDK Tarih Terimleri Sözlüğü’ne göre “civelek” sözcüğü, yeniçeri ocağına yeni girmiş ya da girmeye hazır genç ve yakışıklı oğlanlara ya da aşçıbaşı yanında çalışan kimselere hitap için kullanılmıştır.

Enderûnlu Fâzıl adlı şair, eserlerinde, kadınlardan hoşlanmadığını devamlı yinelemiş ve “Güzel Oğlanlar Kitabı” başlıklı bir kitap yazmıştır.[3] Aslında imparatorlukta yasaklı bulunan ve infaza tabii olan livata davranışı 1840 yılında suç olmaktan çıkarılmıştır.[4]

2) Dilsizliğin Modası

Zaten sessizliğin hakim olduğu saray hayatında, şu an nasıl konuşulduğuna dair bir bilgimiz olmayan Osmanlı İşaret Dili’ni öğrenen ilk padişah II. Osman’dır. Devletin üst düzey yöneticilerinin bile dilsiz olarak seçilebildiği imparatorluktaki önemli toplantılarda, duyulması istenmeyen konular padişah tarafından dilsizlere bu dille anlatılırdı. Sadrazamlar, nazırlar ve askerler giderek devlette daha çok yer edinen sağır ve dilsizlerle iletişim kurabilmek için bu dili öğrenmek zorunda kaldılar.

II. Osman ise her ne kadar mahremiyete büyük bir önem veriyor olsa da, kafasındaki bazı planları hanımına bu dille anlatırken yakalanmış ve hem tahtından hem de canından olmuştur. Sonraları Sultan II. Abdülhamit tarafından sağır-dilsizler mektebi kurulur.[5]

3) Alçakgönüllülüğün Gururlu Kaybı

Yoksul bir turşu satıcısının oğlu olan Turşucuzade Ahmed Muhtar Efendi, Arap ve Fars edebiyatlarında kendini geliştirip çeşitli medreselerde müderrislik, kadılık, müftülük gibi görevlerin sonunda şeyhülislamlık makamına ulaşmış olan mütevazı biriydi. Görevi süresince şeyhülislamlık unvanının gururunu ve saygınlığını korumak için mücadele etmiştir. Günün birinde ihtişamlı makam kayığı yerine halkla birlikte bir vapur kullanarak Kadıköy’e geçmesi “hafiflik” olarak görülmüş ve Ahmed Muhtar Efendi, görevinden alınarak emekli edilmiştir.[6]

4) Çatlak İmparator

Sultan I. İbrahim samur kürküne ve kehribara aşırı derecede düşkündü ve bu nedenle halktan “kürk ve kehribar vergisi” toplanmasını emretmişti.[7] Hatta saray içerisindeki her köşe bir kenara, en sevdiği kedilere bile samur kürk giydirmekteydi.[8] Bir keresinde İstanbul’daki en iri kadının bulunmasını ve haremine katılmasını istemişti. Bulunan kadın onu memnun etmiş olmalı ki Şam’ın tüm gelirini doğrudan bu kadının üzerine geçirmişti.[9] Ayrıca İpşir Paşa’nın nikahlı eşi Perihan Hanım’ı kendine istemesi bir isyana neden olmuştur.[10] Can sıkıntısını geçirmek için üfürükçüleri de saraya dolduran Deli İbrahim, Cinci Hoca adıyla nam salan bir hurafe üstadına o kadar ilgi duyuyordu ki onun adına bir saray inşa ettirip döşemişti. Paradan başka bir şeyi düşünmeyen Cinci Hoca ise emri altındaki kadroları rüşvetle satarak servet yakalamıştır.

5) Endonezya’nın Çan Sesleri

Portekizliler tarafından zor durumda bırakılan Açe Sultanlığı’na yardım etmek için Sumatra Seferi’yle Endonezya’ya ulaşan ve bazıları Mısırlı askerlerden oluşan Osmanlı donanması, Açelilere kendi toplarını nasıl üreteceklerini öğretti. Bu toplardan bazıları gerçekten dikkat çekici boyutlardaydı ve Güneydoğu Asya’daki diğer deniz donanmalarını da zamanla etkileyecekti. Brunei ve Java gibi yerlerde üretilen toplar malzeme ve işçilik bazında öylesine enfesti ki, bazıları Avrupalı koloniciler tarafından alınmıştır. Açe’deki birçok Felemenk kilisesinin çanları, eritilmiş Osmanlı silahlarından yapılmadır. Bu çanlardan bazılarında hala Osmanlı tuğrası görülmektedir.[11]

6) Harf Devrimi’nden Çok Öncesi

Melling’in bir saray tasarımı.

III. Mustafa’nın kızı ve III. Selim’in kız kardeşi olan Hatice Sultan, Viyana ve Fransa’dan getirttiği porselenlerden oluşan büyük bir koleksiyona sahipti. Güzel sanatlardan keyif alan biriydi ve Danimarka’nın büyükelçisi Friedrich Hübsch’ün emri altında çalışan Antoine Ignace Melling’in mimari eserlerine ilgi duymaktaydı. Uzun yıllardır Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Melling, Türkçe’yi biraz anlayıp konuşabiliyor ama Osmanlıca’nın yazım sistemini bilmiyordu. Fransa’dan Hatice Sultan için güzel mallar getirtip aynı zamanda ona Latin harflerini öğretmiştir. Kendi aralarında Latin yazım sistemiyle Türkçe/Osmanlıca konuşmuşlardır.[12]

7) Fethin Kuyrukluyıldızı

Kabaca 76 yılda bir Dünya’dan görülebilen Halley Kuyrukluyıldızı, 1456 yılında göründüğünde Osmanlı, Balkanlar’a saldırmıştır. 1222 yılındaki görünüşünün de Cengiz Han’ın Avrupa’ya girişinde etkili olduğu söylenir.[13] Osmanlı’nın gelişini takiben İtalyan hümanist rönesans yazarı Bartolomeo Platina şöyle yazmıştır:

“Tüylü ve ateşli yıldız yedi gün göründü ve matematikçiler akabinde bir veba, kıtlık ya da felaket bekledi. Calixtus, Tanrı’ya, gazabın gözlerini üzerinden çekmesi için yalvardı – eğer ki yaklaşmakta olan iblisler varsa, bunların hepsini hristiyanlar namına düşman olan Türklere çevirmesi için. Aynı şekilde bu hareketin çanlar vasıtasıyla gün ortasında inançla çalarak Türklerle cenk edenlere yardımcı olmasını diledi.”[14]

Bu alıntıyı paylaşan kişi Fransız bir yazardır ve Papa’nın Türklere yardımcı olan bu kuyrukluyıldızı aforoz ettiğini de belirtmiştir. Öte yandan kendisinin kiliseye öfkeyle karşı çıktığı bilinmektedir. Platina’nın verilmiş olan alıntısı resmi kaynaklarda da bulunmadığı için kendi ifadelerini desteklemek adına uydurmuş olma olasılığı bulunmaktadır.[15]

8) Çifte Standartların Haramı

Divan Edebiyatı’ndaki büyük rolüne ve bazı padişahların sofralarının baş köşesine kurulmuş olmasına rağmen içkinin Osmanlı’daki tarihi hem sallantılı hem de tartışmalıdır. Çoğunlukla halk içinde sarhoş olan kimseler zabıtalar tarafından yakalanıp kadıya götürülmüştür. IV. Murat’ın kendisi içkiye düşkünlüğüyle tanınmakla birlikte saltanatı sırasında çok sert bir içki yasağı getirmiş, oysa zamanla daha bile sertleşen tüm yasaklamalara karşın içki kullanımı ortadan kaldırılamamıştır.[16] Stefanos Yerasimos, 15-16. yüzyılda yazdığı Osmanlı mutfağını anlatan kitabında, saray defterlerinde hiçbir alkollü içeceğe rastlanmadığını ve içkinin sadece şarap olarak Avrupa elçiliklerinin harcamalarında geçtiğini ifade etmiştir.[17] Avrupa elçiliklerinin harcamaları da devlet eliyle yazıldığı için ithalatın saraydan başka bir kurum adına gösterilmiş olması da muhtemeldir.

“…benimle birlikte yemek yiyen birçok Türk’ün soframdaki şaraba karşı takdir hislerine şahit oldum. Bir lüks saydıkları şarabı her fırsat buluşta büyük bir arzu ile içmeye kalkarlar. Soframda, ricam üzerine geç vakitlere kadar kaldılar, fakat artık yorulup da yatak odama çekilince onlar da çıkıp gittiler. Büsbütün sarhoş olmadıklarına hayıflanır gibiydiler. Sonra bir köle ile tekrar biraz şarap ve birkaç gümüş kupa istettiler. Issız bir yerde içkiye devam ederek geceyi geçirmek istiyorlarmış. Ricalarını yerine getirmelerini adamlarıma söyledim. Körkütük, küfelik olucaya kadar içtiler. Şarap içmek Türklerde büyük günah sayılır. Hele yaşlıların yanında çok ayıptır. Bazı gençler hoşgörülecekleri ümidiyle böyle bir günahı göze alabilirler. Ayrıca bir defa içtikten sonra az da olsa çok da olsa fark etmeyeceğini düşünerek içebildikleri kadar içerler.”[18]

Busbecq

9) Sır Dolu Hizmetkarlar

Kölelik sistemi Türk kültürüne ait olmadığı için Ortadoğu’da görülerek Osmanlı’ya entegre edilmiştir. Köle ticareti nihayetinde imparatorluğun geleneksel yapısına ve yasal ekonomisine katılmıştır. Öyle ki, 1453-1700 yılları arasında İstanbul’a, yalnızca Karadeniz’den 2,5 milyona varan köle ithal edildiği iddia edilmektedir.[19]

1800’lerdeki köle ticareti yasağına rağmen özellikle seks köleliği çevresinde kadın odaklı şekillenen Osmanlı köleciği 1908 yılına kadar sürmüştür. “Kul” denilen bu köleler çoğunlukla “devşirme” adı altında gayrimüslim ailelerden alınıp ocaklarda müslümanlaştırılıp özgür yetiştirilen ama devlet ve padişaha hizmet etmekle yükümlü kılınan kimselerdir. Osmanlı’daki kölelerin batıdan en büyük farkı bu olmuştur. Bunun dışında dilimizde rastlanan “Arap bacı” sözcüğü yine zamanında Afrika’dan getirtilmiş ve hizmetkar olarak yetiştirilmiş kölelere dayanmaktadır. Afrika haricinde Balkanlar ve Kafkasya’dan hatta Polonya ve Macaristan’dan köleler getirtilmiş, ancak son iki grup genelde haremde cariye olarak bulunmuştur. Evliya Çelebi ise Kırım’daki nüfusun 187.000 özgür müslüman ve 400.000 köleden oluştuğunu yazmıştır.[20]

10) İzlanda’ya Korku Salan İmparatorluk

1627 yılında Fas ve Cezayir’deki korsanlar, Felemenk devşirmesi Murat Reis’in emri altında İzlanda Seferi’ne çıkıp adanın birkaç kasabasından 400-800 esiri köle olarak satmak amacıyla kaçırmıştır. Korsanların çoğu müslüman yapılmış Avrupalılar ya da Kuzey Afrika Araplarıdır.[21] Yakalananlar Berberi Kıyısı’na (Kuzey Afrika) götürülüp ticarete açılmışlardır. Fransız kaynaklarda söz edilen 800 esir sayısı, İzlanda sayımlarındaki zoraki 400 sayısından oldukça fazladır ve büyük olasılıkla abartı amacı gütmektedir.

Esirlerin yazdıkları bazı mektuplar şans eseri İzlanda’ya ulaşmıştır.

“Burada efendiler arasında büyük bir fark var. Bazı esirleri iyi niyetli ya da kabul edilebilir efendiler alırlar ancak bazı şanssızlar kendilerini barbar, zalim ve taş kalpli hüküm altında bulurlar. Bu kişiler onlara kötü davranmaktan asla vazgeçmez ve onları paçavra giysiler ve çok az yiyecekle çalıştırıp gece gündüz ayak bileklerine kelepçe vururlar.”[22]

Guttormur Hallsson

Esirler arasında en göze çarpanı Guðríður Símonardóttir adlı kadındır. Osmanlı hükmü altındaki Cezayir’de seks kölesi olarak satılmasının ardından geçen 10 yıldan sonra Danimarka Kralı IV. Christian tarafından satın alınıp İzlanda’ya gönderilmiş birkaç şanslı köleden biridir. Daha sonraysa İzlanda’nın en ünlü şair ve din adamlarından olan Hallgrímur Pétursson ile evlenmiştir.

Bu olaylar İzlanda tarihinde “Türk Akınları” (Tyrkjaránið) olarak bilinir.

Kaynakça:
1. Bahaeddin Özkişi (1975), Uçtaki Adam.
2. Haluk Akçam (1983), Osmanlılarda Cinsellik.
3. Neslihan İlknur Keskin (2013), Fâzıl’ın Çengileri: Çengînâme Üzerine, sf: 329-371.
4. Mustafa Avcı (2018), Osmanlı Hukukunda Livatanın Cezası, sf: 15-45.
5. Dünya Bizim.
6. İslam Ansiklopedisi.
7. TDV İslam Ansiklopedisi Cilt 17, sf: 301.
8. Meral Altındal, Osmanlıda Harem sf: 90.
9. Murat Bardakçı, Osmanlı’da Seks, sf: 221.
10. İlhan Tekeli, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi Cilt 3, sf: 187.
11. Nicholas Tarling (1999), The Cambridge History of Southeast Asia, sf: 39.
12. Wikipedia.
13. History.
14. Edwin Emerson (2017), Comet Lore, Halley’s Comet in History and Astronomy, sf:74.
15. Cicely M. Botley (1971), The Legend of 1P/Halley 1456, sf: 125-126.
16. İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi Cilt 3, sf: 214-215.
17. Stefanos Yerasimos, Sultan Sofraları-15. ve 16. yüzyılda Osmanlı Saray Mutfağı, s.27.
18. Ogier Ghiselin de Busbecq, Türkiye’yi Böyle Gördüm, sf: 19-20.
19. The Cambridge World History of Slavery Cilt 3.
20.  Brian L. Davies (2014), Warfare, State and Society on the Black Sea Steppe, sf: 15–26.
21. Vilhjálmur Þ. Gíslason (1947), Bessastaðir: Þættir úr Sögu Höfuðbóls.
22. The Travels of Reverend Ólafur Egilsson.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.