Bir Şey Yokken – Altay Yaratılış Destanı

“Dünya bir deniz idi, ne gök vardı, ne bir yer,
Uçsuz, bucaksız, sonsuz, sular içreydi her yeri
Tanrı Ülgen uçuyor, yoktu bir yer konacak,
Uçuyor, arıyordu, katı bir yer, bir bucak.”

Verbitskiy’ in Derlediği Altay Yaratılış Destanı

Yaradılış Destanı, Türkler tarafından kabul edilmiş eski ve yeni dinlerin, özellikle de Şamanizmin izlerini taşır. Şamanizm, başta Türkler ve Moğollar olmak üzere, genellikle eski Sibirya kavimleri arasında ortak bir dindir. Totem dininden sonra Türkler arasında yayılan ilk önemli inanış Şamanizmdir. Bu dine göre, dünyada ölen iyi ruhlar bir kuş kılığına girerek iyilik derecelerine göre gökteki ışık âlemine; kötü ruhlar ise kötülüklerinin derecesine göre yer altında karanlıklar alemine giderler. Yaradılış Destanı, Türk mitolojisi, düşüncesi ve inancı bakımından önemli izler taşır. Dünyanın nasıl yaratıldığını, insan ırklarının nasıl meydana geldiğini ve şeytanın nasıl bir kötülük unsuru olduğunu, Türklerin düşüncesine göre izah etmektedir.

Yaratılış destanında Şaman dini inanışlarından, mühim çizgiler vardır. Şaman dini, başta Türkler ve Moğollar olmak üzere, umumiyetle eski Sibirya kavimleri arasında ortak bir dindir. Bu din a) Gökler âlemi; b) Yeryüzü; c) Yer altındaki karanlıklar âlemi olmak üzere üç âlem esâsına dayanır.

-Gök Alemi: On yedi kat hâlinde, engin bir nûr alemidir. Burada iyilikler, güzellikler ve iyi ruhlar bulunur. Bu alemin hakimi, bütün varlıkların yaratıcısı olan Tengri Kayra Han = Ülgen’dir. Ülgen hemen hemen Tek Tanrı inanışlarını andırır, büyük bir kudret halinde tasavvur edilir.
-Yeryüzü: Yeryüzünde insanlar, başka canlılar ve yir-sup melekleri vardır. Bunlar Tanrı’nın yeryüzüne yolladığı iyilik melekleridir. Yeryüzünde, ayrıca yer altı aleminden gönderilmiş kötü ruhlar ve cinler de vardır.
-Yer Altı Alemi: Yedi yahut on dört tabaka halinde bir karanlıklar alemidir. Bu alemin hakimi “Erlig” isimli bir şeytan veya canavardır.[1]

Yaratılış Destanı (Özet)

Daha hiçbir şey yokken “Tanrı Kayra Han”la “su” vardı. Kayra Handan başka gören, sudan başka görünen yoktu. Kayra Han yalnızlıktan sıkılıp ne yapayım diye düşünürken su dalgalandı. “Ak Ana” çıktı. Kayra Hana “yarat” deyip yine suya daldı. Bunun üzerine Kara Han “kişi”yi yarattı. Kayra Hanla kişi ebedi suyun üstünde iki kara kaz gibi uçuyorlardı. Fakat kişi halinden memnun değildi. Kayra Handan daha yüksekte uçmak istiyordu. Onun bu dileğini sezen Kayra Han, kişiden uçmak kabiliyetini aldı. Kişi sonsuz suya yuvarlandı. Boğuluyordu. Yaptığına pişman olarak Tanrı Kayra Handan bağışlanmasını diledi. Tanrı Kara Han kişiye sudan yükselmesini buyurdu.

Denizden bir yıldız yükseltti. Kişi bunun üstüne oturarak batmaktan kurtulacaktı. Kişi artık uçamayacağı için Tanrı Kayra Han dünyayı yaratmak istedi. Suyun dibine dalarak toprak çıkarmasını kişiye buyurdu. Kötü düşünceden hala vazgeçmeyen kişi denizin dibinden toprak çıkarırken kendisi için de gizli bir dünya yaratmak istediğinden ağzına biraz toprak sakladı. Kişi avucundaki toprağı su yüzüne serpince Tanrı Kayra Han toprağa “büyü” diye buyruk verdi. Bu büyüyen toprak dünya oldu. Fakat aynı zamanda kişinin ağzındaki toprak da büyümeye, başlayıp onu boğacak hale geldi.

Tanrı Kayra Han “tükür” diye buyruk vermeseydi boğulup gidecekti. Kayra Hanın yarattığı dünya dümdüzdü. Kişi tükürünce ağzından çıkan topraklar bu dümdüz dünyaya fırlayarak üzerinde bataklık tepeler meydana getirdi. Buna kızan Tanrı Kayra Han bu itaatsiz kişiye “Erlig” (= Şeytan) adını verdi ve onu kendi ışık aleminden kovdu. Bundan sonra yerden dokuz dallı bir ağaç bitirerek her dalın altında bir adam yarattı. Bunlar dokuz insan ırkının ataları oldular.

Erlig bu insanların bu kadar güzel ve iyi olduklarını görünce Kayra Handan onları kendisine vermesini istedi. Kayra Han vermedi. Fakat Erlig onları kötülüğe sürükleyerek kendisine çekebiliyordu. Kayra Han insanların bu akılsızlığına, Erliğe kanmalarına kızarak onları kendi başlarına bıraktı. Erliği yer altındaki karanlıklar dünyasının üçüncü katına kovdu. Kendisi için de on yedinci kat göğü yaratarak oraya yerleşti. İnsanları korumak için de meleklerinden birini gönderdi.

Erlig bu güzel göğü görünce o da kendisine bir gök yaratmak için Kayra Handan izin aldı. Kendi göğüne tebaasını, yani kandırdığı kötü ruhları yerleştirdi. Erliğin tebaası Kayra Hanınkilerden daha iyi yaşadıkları için Tanrı Kayra Hanın canı sıkıldı. Meleklerinden birini göndererek Erliğin göğünü yıktırdı. Bu gök yıkılıp dünyaya düşünce yıkıntılarından dağlar, boğazlar, ormanlar meydana geldi.

Kayra Han, Erliği dünyanın en derin katına sürdü. Bu güneşsiz, aysız, yıldızsız yerde dünyanın sonuna değin oturmasını buyurdu. Tanrı Kayra Han on yedinci kat gökten kainatı idare etmektedir. On altıncı kat gökte “Bay Ölkün” Altın Dağda, altından bir tahtta oturur. Yedinci katta “Gün Ana”, altıncı katta “Ay Ata” oturmaktadır.[2]

Kaynakça
1. Oğuzhan YILMAZ, Türk Kozmolojisi, sf. 31
2. Türk Edebiyatı, Yaratılış Destanı

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.