Bizimkisi Bir Peri – Sihirli Annem’e Bilimsel ve Eleştirel Yaklaşmak

Türk gençliğininin büyük bir kısmının belleğinde yer eden Sihirli Annem, öncesindeki büyük tanıtımlarla vizyona girdiği 2003 yılında bütün ülkeyi kasıp kavurur. Televizyonlar sihirli diziler gibi yeni bir reyting kaynağı kazanırlar. Ardından gelecek bütün benzeri yapıtlar yıllarca onunla kıyaslanır ve çoğu yetersiz bulunur. Reytingler yanına bile yaklaşamaz.[1] Çocukluğumuzun masum karakterleri hala bizlerle dolaşır, esprilerimize malzeme olur. Dizi kadrosundaki usta tiyatrocular Metin & Nevra Serezli, Gül Onat, Mümtaz Sevinç bizlere kaliteli oyunculuk keyfi yaşatır, yine Metin Serezli, Mümtaz Sevinç ve Defne Joy Foster’ın aramızdan ayrılışı hemen hepimizi yasa boğar. Dizinin, dramatik yazarlık mezunu Gamze Özer tarafından senaryosu yazılmış ve dizi, meşhur internet ansiklopedilerinde “çocuk fantastik dizisi” olarak tanımlanmıştır.

Olgun bir perspektiften ve en başından izlendiğinde bu dizinin aslında büyük eleştiri fırsatlarına kapı araladığını fark ediyorsunuz. Amacı her ne kadar toplumsal mesajlar vermek olsa da (açık yerine kutu süt kullanımı, hapşırırken kağıt mendille burnu ve ağzı kapatmak, kadına şiddet uygulayanların eğitimsizliğiyle başa çıkmak) çok ama çok fazla noktada hayvan istismarı, cinsiyet rollerini savunma, ırkçı atasözlerinin kullanımı gibi rahatsız edici unsurlar bulunuyor. Ne yazık ki yaşamın gerçeği olduğu için ve yapımcıların gerçek düşüncelerini bilmediğimiz için bu konudaki öfkemizi yutuyoruz. Öncelikle diziye çok hakim olmayan kişiler için küçük bir özet geçelim.

Reklamlar

Sadık Sabırlı, orta yaşlı, bir oğlan ve bir kız sahibi bir parfüm kimyageridir ve eşi Başak’ı kızının doğumu sırasında yitirmiştir. Yağmurlu bir günde karşılaştığı Betüş ile ilk görüşte aşık olur ve evlenirler – her nasıl olduysa dizinin farklı bölümlerinde farklı tanışma hikayeleri anlatılmıştır. Oysa Betüş aslında bir peridir. Periler (diziden anladığımız kadarıyla) dünyayı faniler ve bilumum eter beden ötesi varlıklarla paylaşan sihirli yaratıklardır (cadılar ve hayaletler gibi). Betüş’ün annesi Dudu, kendi annesi Merzuka ile birlikte bir iyilik perisidir. Gençliğinde bir beladan kurtardığı insan (fani) Tacettin’e aşık olmuş ve onunla evlenmiştir. Betüş ve Eda adında ikiz çocukları olmuştur. Betüş sarışın ve açık tenli, Eda ise Afrikan görünümlüdür. Yarı fani olmalarına rağmen tüm potansiyellerini kullanabilen eksiksiz perilerdir.

Bir gün Tacettin bir kafede otururken yanına güzel, genç bir kadın yaklaşır ve başka yer olmadığı için oraya oturup oturamayacağını sorar. Tacettin ne diyeceğini bilememişken kadın birden oturur ve kendisine samimi davranışlarda bulunur. O sırada Dudu olay yerine gelir ve durumu görür. Öfkeden deliye dönerek Tacettin’i yalnızca kendinin bozabileceği bir büyüyle köpeğe çevirir. Yıllar geçer, Betüş güzel düşüncelere sahip salt iyilik perisi, Eda ise daha uçuk kaçık ve annesinin gölgesinde ilerleyen, ama içinde en az Betüş kadar iyi duygular taşıyan birisi olur. Öte yandan anneleri Dudu, fanilere duyduğu güvensizliğin hesabını kızlarına kesecektir. Betüş’ün Sadık ile evlenmesine karşı çıkar ve bütün dizi boyunca hemen her bölüm bu uğurda yaptığı büyüleri ve planları izleme fırsatı yakalarız. Beraberinde komşuları Avni, perileri görebilen, civarımızdaki tek fanimizdir (Tacettin’i saymazsak) ve eşi Suzan’a onların varlığını kanıtlamayı kendine bir görev bilmektedir. Dizi, Sadık’ın evinde gördüğümüz bir nikah sahnesiyle başlar. 

Yazının devamı, bütün dizinin olay örgüsünü didiklemektedir. Eğer henüz izlemediyseniz ve bundan hoşlanmayacaksanız burada bırakabilirsiniz.

Reklamlar

Peki internet teorisyenlerinin çoğaldığı ve artık senaryolarda açık bırakmanın, dizinin kalitesini inanılmaz miktarda etkilediği günümüzde eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmak, Sihirli Annem’i bir mantık çerçevesine sokmaya yetecek mi? Öncelikle şu periler kimdir, nedir? Bunu incelemek için şu soruyu yanıtlamamız gerekir: İnsan nedir?

İnsan (Homo sapiens) primatlar takımındaki büyük insansı maymunlardır. Anatomik olarak 500.000 yıl öncesi civarında ortaya çıksa da, çağdaş davranışlarına 50.000 yıl öncesi civarında kavuştuğunu düşünülür. Dik duruşa, görece gelişmiş bir beyne, soyut düşünme yeteneğine ve konuşma (vokal dil kullanma) kabiliyetine sahiptir.[2] Bunlardan bazıları insanı en yakın akrabaları olan şempanze ve bonobolardan bile ayıran benzersiz özelliklerdir. Doğada evrim mantıklı değil, kısa ve karlı sonuça ulaşmaya meyilli olduğu için ve periler gerçekte olmadığı için onları evrim basamaklarına (daha mantıklısı gruplarına) oturtmak çok kolay değil. Betüş’ün ve ileriki sezonlardaki sahnelerin değindiği üzere periler ve cadılar uzaktan akrabadırlar. Dolayısıyla faniler, periler ve cadılar; tıpkı insanlar, bonobolar ve şempanzeler gibidirler. Cadılar (şempanzeler) bonobolara (perilere) çok benzer ve yakın sayılacak zamanlarda ayrılmışlardır. Perilerin ve bonoboların daha anaerkil ve barışçıl yapılarına karşın cadılar ve şempanzeler son derece yırtıcı, yamyamlık derecesinde saldırgan ve tehlikeli türlerdir.

Reklamlar

Perilere dair bildiğimiz şey görünürde insanlardan (fanilerin toplumuna “insanlık” diye hitap edebildikleri için bu söylemi doğru kabul etmemiz gerekir) hiçbir farklarının olmayışı. Fiziksel olarak sihirli güçlerinden yoksunken daha güçlü olmadıklarını, daha hızlı koşamadıklarını, daha zeki düşünemediklerini biliyoruz. Dolayısıyla sahip oldukları bu sihir gücü onları fanilerden ayıran en büyük fark olmalı. Büyük olasılıkla şempanzeler ve bonobolar gibi büyük insansı maymunlarda yer alan bir gruplar (hatta belki de daha yakın akrabamızlar). Evrimin bir noktasında genetik olarak onlara enerji üretme ya da depolama sağlayan bir mutasyon geçirmiş ve doğal-cinsel seçilim mekanizmalarıyla her biri sihir gücüne kavuşmuş olabilirler. Sihir gücü doğuştan olmayan (hatta anne karnında bile olmayan) bir peri birey ekranlarda gösterilmiyor. Dolayısıyla periliğin koşullarından biri de sihir gücü taşımaktır. Bu durumda şöyle bir felsefi soru doğuyor: Sihir güçleri alınmış bir peri, fani midir?

“Schrödinger’in Perisi” adlı kuantum düşünce deneyini hatırlayın; dışarıdan göremeyeceğimiz kapalı bir şato içerisinde ne yapacağı kestirilemeyen bir peri (Dudu) ve yanında da yaptığı yanlışları ispiyonlama düzeneği (Taci) ve tepkimesel infazın sıfat bulmuş hali (Perihan) bulunsunlar. Öncesinde Dudu’nun yakın geçmişte ne yaptığını bilemiyoruz ve dolayısıyla Taci’nin Perihan’a bir şikayette bulunup bulunmadığını bilmiyoruz. Kısaca Perihan, Dudu’nun sihirli güçlerini aldı mı bunu da bilmiyoruz. Şato’nun kapıları açılıp Dudu dışarı çıkana ve hatta bir sihir numarası deneyene kadar sonucu kestiremediğimiz bu zaman diliminde Dudu Peri, perilik ve fanilik arasındaki bir “süper durum”da mı bulunmaktadır?

Aslında yanıt hayır. Çünkü perileri peri yapan tek şey sihir güçleri değil. Ölümsüz olmaları, gebeliklerinin yalnızca bir ya da iki ay sürmesi (farklı bölümlerde farklı değinilmiştir) ve atmosfer değişimlerinden kolay kolay etkilenmemeleri gibi birçok farklı özellikleri de var (bazılarından nasıl etkilendiklerine daha sonra değineceğiz). Yine de bunlardan en az birinin, sihir güçlerinin yitirilmesiyle kaybedildiğini biliyoruz. Ayrıca diziye göre her peri, 750 yaşına girdiğinde sihirli güçleri, periler aleminin hükümdarı periliçe tarafından alınır. Bu peri inzivaya çekinir ve kuytu bir köşede bir başına, zamanın sonuna dek yaşar. Tahminimizce evrim sürecinde faniler, periler ve cadıların ortak atası (buna proto-fani diyelim) sihirli güçlere sahip değildi. Faniler bu daldan ayrılarak kendi kültürünü kurarken peri ve cadıların ortak atası, tıpkı zamanında hücrelerin bünyesine kattığı organellerle evrimsel avantaj kazanması gibi, bir şekilde bünyelerine kattıkları bu eter potansiyel sayesinde seçilime uğrayıp sihirli bir taraf kazandı ve daha sonra bildiğimiz en az iki kola ayrıldı.

Bir diğer olasılık proto-fanilerin de aslında sihirli olduğu ama ayrıldıktan sonra yaşadıkları ortam koşullarında sihir kullanmamanın onlar için daha büyük bir avantaj olduğu. Böylece yalnızca sihirsiz bireyler kurtulmuştur. Bütün bunlar bir kenara, perilerin iç organlarına dair bir düşünce verilmemektedir. Dudu’nun kalbi sıkıştığında Betüş’ün, annesinin “peri kalbinin” sıkıştığını söylemesi arada bir fark olduğunu gösterir gibi. Eda’ya “zenci peri” söylemi ırsi farklılıkların farkında olunduğunu ve perilerde de bu kavramların varlığını kanıtlar gibidir. Öte yandan Eda ve kendinden sonraki soyağacının üyeleri dışında farklı bir afro-peri görmediğimiz için bunun tek seferlik bir mutasyon olması ve fani zencilere gönderme bir takma ad kullanılıyor olması da muhtemel.

Reklamlar

İnsanlarla davranışsal açıdan pek çok benzerlik de gösterirler. Bunlardan fiziksel olarak ilk göze çarpanı giyinme kültürüdür. Giysilerin kalıplarından çok renk ve kombinlenmeleri açısından farklılıklar görüyoruz. Altmışlı yılların sonunda daki uzay yarışı pek çok moda tasarımcısına ilham olmuş ve geleceğe dönük bir moda akımı ortaya çıkarmıştı. Kumaşlar ve kesimler, yüz boyamalar bize bu dönemleri anımsatıyor. Otriş ve peluşlar yine günümüzden daha eski dönemlere ait duruyor. Taç çok önemli bir aksesuar olarak kabul ediliyor, çünkü temel olarak Periler Heyeti Başkanı ve peril ile periliçenin başında görüyoruz. Bize şimdi ucuz ve tuhaf görünse de büyük olasılıkla peri standartlarında önemli geleneksel giysiler.

Yemeklerden bazılarına (köfte, patates, krem çikolata vb.) hakim olduklarını ve rakı, şarap, Türk kahvesi gibi içecekleri bildiklerini ve hatta sihirle hazırlayabildiklerini biliyoruz. Bir ziyafet sofrasındaki sahne bize gösteriyor ki periler de sarhoş olabiliyor. Ancak bu örneğimizde böyle olmayı tercih etmeyip kendilerin çakırkeyf halinde tutmak için sihir kullandıklarını görüyoruz. Yine de sürekli izlediğimiz bu bireyler hayatlarının çoğunda fanilerle bulunmuş oldukları için onların geleneklerini almış olmaları olasılıklar dahilinde. Sonuçta sonsuz bir yaşamları var ve eğlenmek için kendilerinden farklı herhangi bir rutine ihtiyaç duymaları normal. Bütün bunların yakınsak evrim kapsamında bağımsız olarak ortaya çıkmış olması da bir olasılık tabi. Ayrıca kendilerine has bazı hastalıkları da var ve bunlar fanilerinkini andırsa da daha şiddetli oluyor ve hiçbiri kalıcı değil (Defalarca hastalıklarına tanıklık etmemize rağmen bir sahnede Perihan, perilerin hastalanamayacağını söylemiştir). Yine de melez periler fani hastalıklarını da geçiriyor. Bu yüzden faniler ve periler birbirlerinin hastalıklarını tanımlarken çok fazla zorlanmıyorlar. Çapraz bir bulaşma görülmüyor. Bununla birlikte perici (görücü) usulü evlendirmelere de rastlanıyor.

Çilek’in bir sorusu üzerine Betüş’ün, yalanın fanilerin icadı olduğunu açıkladığı sahnede Çilek, bunun yeryüzünün en kötü icadı olduğunu söylüyor. Daha sonra şatoda geçen sahnede ise tam tersine “aşk”ın, yeryüzün en iyi icadı olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla bu davranışların da fanilerden perilere geçmiş olduğunu düşünebiliriz. Periliçe ödül töreni sırasında sevgilinde ayrıldığı için yarışa odaklanamadığını belirten bir periye, aşkın yalnızca fanilerin dünyasında bir mazeret olduğunu söylemiştir. Öte yandan, Betüş yalanın kökenlerini açıklarken faniler grubunda saydığı bitkiler ve hayvanların, yalanın icadından bağımsız olduğunu belirtmesi, sihir kabiliyeti olmayan bazı canlı gruplarını da fani kabul ettiklerini gösteriyor.

Reklamlar

Amerikan ve Kanada eğitim sistemlerine göre canlılar hayvanlar, bitkiler, mantarlar, protistalar, arkeler ve bakteriler olarak sınıflandırılır. Bu durumda periler son dört grubu fani olarak kabul etmemekte ve insanların ayrı bir sınıf olarak görmektedirler. Buna biyolojik olarak yaklaşmaktan önce tarihi açıdan yaklaşmayı uygun görüyoruz. İnsanlık sistematik bir biyoloji kültürüne sahip olmadan önce insanlar hayvanlardan farklı kabul edilir ve mantarların bitkilerden detaylı farkları bilinmezdi. Mikroskobik canlılardan habersizdik. Dolayısıyla peri (beraberlerinde cadı) ve fanilerin ayrışmasının bilimdeki önemli ilerlemelerden daha önce olduğunu düşünmemiz gerekir. Dudu’nun annesinin 750 yaşında olduğunu bildiğimize ve ilk perilerden olduğuna hiçbir şekilde değinilmediğine göre perilerin 750 yıldan çok ama çok daha öncesinde zaten var olduklarını kesin olarak biliyoruz. Kendisi çocuklara insan ve perilerin nasıl var olduklarını açıklarken bizler için çok farklı eleştirel kapılar açacak bir masal anlatıyor. Bunu daha sonra inceleyeceğiz.

Üreme şekillerine dair bir fikrimiz yok, çünkü bir peri-peri ya da peri-fani cinsel birleşmesi görmüyoruz. Sihirle gebe kalamadıklarını biliyoruz ve eğer kendilerine sihirle öğretmiyorlarsa fanilerle cinsel birliktelik yaşamanın yolunu da biliyor olmalılar. Bu bize büyük olasılıkla cinsel organlarının görünürde insandan bir farkı olmadığını söyler – ya da fani organlarının nasıl göründüklerini bilerek kendilerininkini dönüştürebildiklerini… Verimli döller üretebilmeleri de yakın akrabalarını kanıtlar. Burada asıl soru periler ve fanilerin aynı cinsin genetik varyasyonları mı yoksa farklı cinsler mi olduğudur. Nitekim tıpkı ilgi çekici peri-cadı ve bonobo-şempanze örneklemesinde olduğu gibi periler ve bonoboların, faniler ve insanlar gibi daha çok yüzyüze çiftleştiklerini düşünürsek, cadıların da tıpkı şempanzeler gibi daha başka pozisyonlarda cinsel birleşim yaşıyor olma olasılıkları var. Öte yandan ölümsüz oldukları için neden üremeye gerek duyduklarını, neden bu yetilerini koruduklarını bilmiyoruz.

Gebelik sürecindeki genç bireyin gelişimini de bilmiyoruz, ancak henüz fetüs evresine geçmeden rahmi (ya da her neredeyse orayı) terk edip gezinebildiğini, bir şeyler yiyip içebildiğini ve iletişim kurabildiğini biliyoruz. Ağız gibi organlar henüz oluşmadığı için iletişim muhtemelen telepatik gerçekleşmektedir. Ayrıca bir peri ve faniden doğacak çocuk bir  fani ya da melez olabilmekte ve bu dördüncü haftada bizzat rahim içerisindeki çocukla konuşularak anlaşılmaktadır.

Yine perilerin de tatile çıktıklarını (bu sizin için Bolu, Fethiye, Kıbrıs olurken onlar için Mars ve çeşitli yıldızlar olabilmekte) görüyoruz. Dahası Eda’nın karıştırdığı tatil rotaları dergisi nedeniyle yayın organları olduğunu, ilaçlama servisi ve kargo dağıtım ağı olduğunu biliyoruz. İlaçlamacı periler, kurye periler, yağmur perileri gibi çeşitli periler de olduğunu öğreniyoruz. Aslında sorun da bu noktada başlıyor – periler insanların sahip olduğu bütün dünyevi olanaklara sahipler. Bu yalnızca kendi standartlarında oluyor. Ki aslına bakarsanız bu bize perilerin istedikleri her şeyi sihirle yapamayacaklarını gösteriyor.

Reklamlar

Herhangi bir peri toplu taşıma aracı görmediğimize göre periler ulaşımı özsihirleriyle sağlıyorlar. Ulaşım hızlarının Dudu’nun şatosundan Betüş’ün kafesine kadar bir saniye olduğunu dizi sahnelerinden birinde görüyoruz. Konumlarının neresi olduğunu bilmesek de İstanbul’un en uzak iki ucu olan Silivri ve Pendik’in düz bir çizgiyle çizildiğinde 100 km’den çok daha az olduğunu düşünürsek bu bize seyahat hızlarında bir tahmin sağlayabilir. Öncelikle, Perihan’ın tabiriyle olan bir saniyenin milisaniye bazında bir hesap olmaktan çok “bir anda” anlamına geldiğini sanabiliriz, ama gökyüzünde, bulutların üzerinde gördüğümüz sahneler bize gerçek hızlarının ışık hızı olmadığını gösteriyor. Tabi çevreyi daha iyi izlemek için hızlarını düşürüyor da olabilirler. Silivri ve Pendik’ten daha yakın semtlerde yaşamaları çok büyük olasılık olduğu için cömert davranarak perilerin acele ettikleri zamanki hızlarına 100 km/saniye = 360.000 km/saat diyelim. Sesten yaklaşık 300 kat hızlı, ışıktan yaklaşık 3000 kat yavaşlar.

Bu hesaba göre İstanbul’dan Roma’ya 22 saniyede, Johannesburg’a 1 dakika 49 saniyede, Wellington’a 2 dakika 51 saniyede ulaşabilirler. Rotalar yürüyüş rotası gibi sağlı solludur, ancak bizim de perilerin sicim gibi dümdüz gittiğine dair hiçbir delilimiz bulunmamaktadır. Bu kaba hesaba göre Eda’nın çarçabuk Mars’a ulaşması altı günden daha uzun sürecektir. Taneciksiz ortamın ulaşım hızı ve sihir kapasitesini nasıl etkilediğini daha sonra inceleyeceğiz.

Dahası, periler, istedikleri objeyi yaratabiliyor gibi görünmelerine rağmen bir insan, bir hayvan ya da sihirli küre, ayna, kitap gibi sihirli nesneler yaratamıyorlar. Çünkü bu sihirli nesneler doğum ya da yaş günü gibi nedenlerle periliçe tarafından kurye periler aracılığıyla gönderiliyor ve kişisel eşya kabul ediliyor. Betüş ve Eda’nın kendine ait sihir ansiklopedileri ya da aynaları olmadığı için bunların daha ileri yaşlarda veriliyor olması mantıklı görünüyor. Her nasılsa perilerin herhangi bir aynayı sihirli ayna olarak kullanabilmek gibi bir özelliği var. Hatta tabak gibi parlak herhangi bir yüzeyi de kullanabiliyorlar. Muhtemelen yoktan bir şey var edemiyorlar. Bu nedenle ortamda var olan bir şeyin şekil değiştirmesini sağlayarak sihir dediğimiz bu enerjiyi kullanıyor olmalılar.

Büyük olasılıkla bu nesneler büyük miktarda sihirle yüklüler ve bu gücün yüklenmesi özel bir tesiste, periliçenin nazarında ve izniyle oluyor.. Bu nesneleri bu nedenle periler var olan yetersiz sihir miktarıyla yaratamıyorlar. Hatta olayların gidişatını değiştirecek büyük çapta sihirleri yapmak için bile zaman ve konsantrasyona gerek duyuyorlar. Öte yandan zamanı geriye almak gibi uzay-zaman bükme konuları, anında yapabildikleri basit numaralar. Ve gelecek zamanı göremediklerini de biliyoruz. Perihan’nın her pazartesi bütün perilerin geleceğini gördüğü bir zaman küresine sahip olduğunu da biliyoruz. Bir de bir bilgiyi doğrudan öğrenemediklerini biliyoruz ama burada da birtakım belirsiz ayrımlar bulunuyor. Enstrüman çalmak gibi bir yeteneği sihirle öğrenebilmelerine rağmen yaşanmış bir olayı, zamanın dokusuna karışmış geçmiş görüntüleri izlemeden bilemiyorlar. Büyük olasılıkla sistematik ve teknik bilgiler ve (hatta belki de ansiklopedi içerisinde tarife oturtulmuş) klasik numaralar dışındaki konuları öğrenemiyorlar.

Ayrıca her ne kadar fiziksel temizliği basit bir parmak şıklatma hareketiyle halledebilseler de bu daha büyük bir problem doğuruyor: daha fazla sihirli toz. Anlaşılan her sihir yaptıklarında oluşan toz zamanla mekanda birikiyor ve birtakım böcekler tarafından yuva olarak kullanılıyor. Bu böcek ve tozlar perilerde alerjik tepkilere yol açabiliyorlar. Bu sihir tozlarını temizlemek için tıpkı faniler gibi el yordamıyla temizlik yapmak zorundalar. Böceklerden de sihirle değil ilaçlama (büyük olasılıkla büyüyle hazılanmış mistik bir böcek ilacı) yaptırarak kurtuluyorlar. Bu böceklerin sihirli olduğunu ve kullanılan etken büyü her neyse perileri de etkileyebildiğini Dudu ve Eda ilaçlamanın öncesinde evden gittikleri ve ilaçlamacı perilerin koruyucu giysiler giymiş oldukları sahnelerden biliyoruz.

Ancak sihir ansiklopedisinin her yıl güncellendiğini ve yeniden dağıtıldığını biliyoruz. Bu da bize sihrin periler dünyasında fanilerdeki bilimin yerini almış olduğunu gösteriyor. Sihir konusundaki yeni gelişmeler, yeni büyülere fırsat sunuyor. Daha etkili büyüler daha etkisizlerle değiştiriliyor, zamanla terk ediliyor. Suzan’ın Avni’den ayrılmasını isteyen ve hurafeci bir fani olan annesi Gülizar, Dudu Peri’ye büyü aklı verirken ona kapıya domuz yağı sürmek, giysileri bağlamak, sabuna saç teli sarıp iğne batırmak gibi birçok fani büyü kaynaklarında olan (bilimsel olarak hiçbir geçerliliği olmayan) bazı örnekler veriyor ve Dudu bunları yüzyıllar önce denemiş olduğunu söylüyor. Büyük olasılıkla Dudu’nun gençliğinde bu yana geçen dört yüz küsür yılda periler bu eski yöntemleri terk ettiler; fakat her nasılsa bu kadim ve etkisiz büyüler fanilere miras kaldı. Avni’nin perilerde gördüğü değişik durumları sorgulamak için bir şekilde edindiği bilgi ansiklopedisinde ilginç ve doğru açıklamalar bulunuyor. Bunlardan biri bazı doğum günlerinde verilen dilek yıldızlarıyla ilgili. Gözlemleyerek, onlarla birlikte yaşayarak ya da belki de kaynaklarını ele geçirerek, faniler perilerle ilgili pek çok bilgi edinebiliyor ve hatta onların gücünün bir kısmına erişebiliyor. Ya da en azından faniler buna inanıyor.

Reklamlar

Bazı büyüler özel olarak yapan peri tarafından tariflendirildiği için bozmak ya çok zor ya da olanaksız oluyor. Bunun örneklerini Taci’nin köpeğe dönüşmesi, Çilek’in konuşamaması ve Dudu’nın Taci’ye uyguladığı bazı diğer sihirlerde görüyoruz. Hemen her şeyden haberi olan ve bütün sihirleri çözme yetkisi bulunan periliçe bile Taci’yi eski haline döndürmüyorsa, büyük olasılıkla perilerin bireysel yaratıcılıklarından beslenen benzersiz büyüler de var. Dudu büyük olasılıkla var olan dönüştürme büyülerinden çok daha karmaşık bir yol izleyerek Tacettin’i bir köpeğe dönüştürdü.

Peki perilerin sihir gücü nasıl bir ölçekle ölçülüyor? Aslında bunun anlatımını, Eda’nın fani olmak isteyip güçlerini geçici olarak Perihan’a verdiği bölümde görüyoruz. Taci güçlerin miktarını görünce bu kadar çok olduğu için şaşırıyor, Eda da annesinin bundan çok daha fazlasına sahip olduğunu belirtiyor. Büyük olasılıkla yaşlandıkça sihir gücü de artıyor. Ek olarak, erkek perilerin daha güçlü sihirler yapabildiğini biliyoruz ancak yalnızca dişi perilerin yapıp bozabildiği özel savunma sihirleri de bulunuyor. Konuyu fazla dağıtmazsak, sihrin ölçeğinin miktar ya da parlaklık olduğunu biliyoruz. Peki sihir nasıl çalışıyor olabilir?

Periler yağmurlu bir günde sihir yapamazlar. Yapabilseler bile sonuçları kestirilemez. Yıldırım olayının etkilediği negatif-pozitif iyon dengesini kullanarak, iyonları ayrıştırarak yarattıkları plazma enerjisinin bir nevi kestirilemez ve yönlendirilemez potansiyelini kullanarak sihir yapabiliyor olabilirler. Yıldırım iyon dengesini pozitifleştirerek bozar. Bu da perilerin sonuçları kestiremeyecekleri anlamına gelir. Çünkü ölçüm hesaplarımıza göre yıldırım olayının gerçekleştiği atmosfer bölgelerinde iletkenlik 20 kata kadar artabilir.[3] Bu da sihrin sapkın sonuçlarını açıklayabilir. Öte yandan çok farklı atmosferik koşullarda sihir yapabildikleri ve yaramaz perilerin uzak galaksilerde gezinmediklerini göz önünde bulundurursak (yetişkin periler için böyle bir kısıtlandırma yoktur) büyük olasılıkla ortamdaki madde miktarına elverişli çeşitli sihir teknikleri kullanıyor olma ihtimali üzerinde durmamız gerekir. Yani Eda’nın taneciksiz ortamdaki sihir miktarı ve hızı, önceden emin olmadığımızın aksine, gerçekten de büyük oranda artıyor olabilir. Ayrıca Eda’nın bütün kainatı bildiğine dair replikleri de Mars’tan çok daha uzak yerlerde pek çok kez bulunmuş olduğunu düşündürüyor. Yani boşlukta sihirlerin daha etkili olması çok büyük bir ihtimal.

Reklamlar

Dizi bize sihir güçlerinin kaynağıyla ilgili çok bilgi vermese de bir uydu bağlantısı gibi verildiklerini düşündürüyor. Betüş’ten öğrendiğimize göre periler yağmurda sihir yaparlarsa bu sihirlerinin çarpık sonuçlar doğurmasına neden olabilir. Bunun olumsuz etkilerini gidermek için yağmur yağdığında periliçe sihir hatlarını kapatır. Ayrıca Eda’nın bir kereye mahsus sihir hattını evde bıraktığı ve alınan sihirlerin periliçeye gittiği de bilgilerimiz dahilinde. Yani sihir güçleri periliçenin himayesindeki ana bir kaynaktan sağlanıyor olmalı. Dudu’nun abisi Bulut, kurak ülkelere yağmur götüren bir peri olduğu ve bu varoluş çakışık bir düşünce yarattığı için periliçenin, bu özel görevlerinin farkında olarak yağmur perilerine ayrı bir sihir hattı açmış olabileceği ihtimaller dahilinde.

Merzuka perinin ağzından “Bir varmış, bir yokmuş… Tanrı dünyayı insanlara ve onları korumakla görevli perilere bırakmış…” diye başlayarak duyduğumuz ve kendi ailesinin öyküsünü masallaştırarak anlattığı masal, ve fanilerin/perilerin kaderlerinin ve yaşayacaklarının yalnızca Tanrı’nın rızasında gerçekleştiğine değinen sayısız sahne, bizlere perilerin ve insanların ortak inançlarına dair ipuçları veriyor. Her ne kadar insanlık dinlerine dair kesin sonuçlarımız olmasa da yeminlerin Kutsal Peri Kitabı üzerine yapılması (sihir ansiklopedisinden farklıdır) ve Eda’nın çarpılmaktan korktuğu için yeminini bir yemek kitabı üzerine yapması, Tanrı tarafından perilere gönderildiğine inanılan bir kitabın varlığına işaret ediyor. Ayrıca masalda yalnızca insan ve perilere yer verilmesi, önceden üzerinde düşündüğümüz cadıların hangi koldan ayrıldığı ikilemini de çözümlüyor. Buna göre cadılar perilerin farklı bir zihniyetle evrimleşmiş halleridir. İnsan, şempanze ve bonobo alegorisi bir kez daha gerçekçi geliyor. Çünkü şempanze ve bonoboların bir nehir dolayısıyla Kongo civarlarında birbirlerinden ayrılan türler oldukları düşünülüyor. Peri ve cadıların yol ayrımı da muhtemel. Perilerin tanrı tarafından tahsis edilen görevleri insanları korumak olduğu için bunun bir ibadet kabul ediliyor olduğuna inanabiliriz. Büyük olasılıkla perilerin dünyası insanlardan daha belirgin bir dindarlıkla yönetiliyor.

Reklamlar

Fakat ne yaparsak yapalım olmuyor. Haftayı kurtarmak için yazılmış gibi duran bu senaryo, hemen her hafta kendiyle çelişiyor gibi görünüyor. Suzan ve Avni kavga ederken Çilek onları barıştırmak için “kavgayı unutturma sihri” yapıyor (hatta neden yapmayı bildiğini açıklıyor). Birkaç bölüm sonra Cem ve Kerem kavga ederlerken kendi kendine “Kavgayı unutturma sihri yapmayı bilmiyorum ki!” dediğini duyuyoruz, öylece bakakalıyoruz ekrana. Acaba diyoruz, biz görmezken bir şeyler yaşandı da bir peri, Çilek’in belleğinin büyük kısmını sildi mi? Ya da, diyoruz, her hafta başka bir paralel gerçeklik mi görünüyordu ekranlarda? Perihan’ın, Dudu’nun güçlerini alıp almadığını bilmediğimiz her bir Schrödinger’in Perisi deneyi başka bir dünyayı Kopenhag Yorumu’na mı açıyor? Çoklu Dünya Teorisi’nin prensipleri miydi aslında Avni’nin bütün talihsizliği?

Yine de, çocukluğumuzun güzel günlerinin bir parçası olduğun için teşekkür ederiz Sihirli Annem. Merak ediyoruz da, acaba oyuncular ve emeği geçenler, üzerinde dururken devrilen kanepe nedeniyle başını duvara vuran Taci’nin, tırnakları ve kabuğu guaj benzeri bir boyayla boyanmış ve üzerine süsler yapıştırılmış olan kaplumbağanın, Taci tarafından üst kata kovalanan sarman kedinin ızdırabını hissetmeden mışıl mışıl uyuyabiliyorlar mı?

Kaynakça:
1. Hürriyet.
2. Malia Knezek (1997), Being There: Putting Brain, Body and World Together Again, sf: 208-209.
3. Georga Freier (1962), Conductivity of the Air in Thunderstorms.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.