Türlü Söylentilerin Nazarında – Arkeolojik Bulguların Gerçekleri

Küçük bir çocukken çoğumuz, boyumuzdan büyük ansiklopediler ve belgesel serilerinin arasında, eskilerin masallarını, mitolojik kahramanları okur dururduk. Sular altında kalan uygarlıklar, binbir nağme tutturan ateş kuşları, dokuz kuyruklu beyaz tilkiler… İlk başlarda gördüklerimizle hayal ürünleri arasında kurduğumuz bağ bizi fazlasıyla etkilemiştir. Yeterli bilgi birikiminden yoksun açıklamalar hayal gücümüzü tatmin ediyor olmalıydı. Yaşımız ilerledikçe söylentilerin gerçek olamayacağını, bunun için güçlü bir zeminleri bulunmadığını fark edecektik. Yine de efsaneler, mitler ve masallar, eski bilgeliği günümüzü taşımak için çok çarpıcı bir kültür olarak süregelir

İnternette bilimin, arkeolojinin açıklayamadığı içeriklere rastladıysanız sayısız bulgu olduğunu görmüşsünüzdür. Bunların kaynağı çoğunlukla tıklanma yaratmaya çalışan internet gazeteleridir.[1] Ve her zaman akılları kurcalayan şu olmuştur: Bu kadar ilginçler, öyleyse neden kimse umursamıyor? Bu içerikte söylenti ve gerçekler arasındaki fark ve benzerlikleri göstermeyi amaçlıyoruz.

Kiev Kozmonotu

Kaynak: Siriusly.

“Bu heykelcik Avrupa’da bulunan ‘uzay adamı’ özelliklerini gösteren tek buluntudur. Yaşı çok eskidir.”

Sergilendiği yer: Bilinmiyor
Yaş: 2.700

Gerçekler: “Kayapo” adıyla da bilinen Kiev Kozmonotu, İskitlilerin sayısız küçük heykelciğinden biridir ve UFO teorisyenleri dışında hiç de ünlü değildir ki internette yalnızca üç farklı resmi bulunur. Ayrıca Kiev’de değil, Sibirya’da bulunmuştur.[2]

Tarih Öncesi Japon Heykelcikleri

Kaynak: Wikimedia Commons.

“Yakasında civata taşıyan bu heykelcikler bir tür uzay başlığı ve elbisesi giymektedir. Hatta bunlardan biri çok büyük gözlük takmaktadır. Sanki güneş ışığından korunmak ister gibi…”

Sergilendiği yer: Japonya’daki pek çok müze; Guimet Müzesi, Paris 
Yaş: 4.000

Gerçekler: Süsleme sanatının etkileyici örneklerinden olan Dogū heykelcikleri uzay adamı tasvirinden çok bir muska olarak kullanılır. Kötü duyguları içlerine çekip hapsettiklerine, daha sonra kırıldıklarında kötü duygularla birlikte yok edildiklerine inanılırdı (Afrika’nın envai çeşit vudu büyülerinde inanıldığı gibi). En eskisinin 4.000-5.000 yıllık olduğu düşünülüyor.[3]

La Madonna e San Giovannino Tablosu

“Yukarıdaki koyu renkli ve ışık saçan cisim sanki hareket ediyor gibi. Çünkü seyredenler var: tablodaki adam ve köpek. Ressamın tablosuna aksettirdiği bu cisim hiçbir inanç ve dinsel anlatımla alakalı görünmüyor. Roma döneminde olduğu gibi günümüzde de UFO fenomentleri aynı şekilde gözlenmektedir.”

Botticelli’nin Kitabın Meryemi tablosu, 1480.

Sergilendiği yer: Floransa Eski Saray Müzesi, İtalya
Yaş: 550

Gerçekler: La Madonna e San Giovannino, yani Meryem ve küçük Aziz Yahya tablosu, Sebastiano Mainardi ya da Jacopo del Sellaio tarafından yapıldığı düşünülen bir eserdir.[4] Gökyüzündeki imaj uçan bir yapay taşıt değil, renk değiştirmiş bulutlar ve ardındaki parlak yıldızlar simgelemesi olup, Meryem’in bize dönük omzunda görülen yıldız semboliyle birleştirildiğinde Boticelli’nin Kitabın Meryemi adlı tablosundaki imajın aynısı oluşur. Bu bulut çobanların müjdeleniş hikayesinin mikro gösterimidir.

Antikythera Mekanizması

Radyografi altında Antikitera düzeneği.
Kaynak: Duronaqueda.

“1900 yılında Girit adasında bulunmuştur. M.Ö. 1. yüzyıla tarihlenmektedir. Bu antik bronz mekanizma bize eski uygarlıkların düşündüğümüzün aksine daha ileri bir teknik bilgiye sahip olduğunu kanıtlıyor. Astronomik takvim olduğu düşünülen bu mekanizmanın (ya da bir makinenin parçasının) içinde başka dişliler de bulunmaktadır. Eski medeniyetlerin de teknolojik olarak çok ilerlediği, sonradan insanlık medeniyetinin tekrar sıfırlandığı söylentisinin bir kanıtı gibi.”

Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekte olan düzenek parçaları.

Sergilendiği yer: Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi, Yunanistan
Yaş: 2100

Gerçekler: Antikythera Mekanizması bir sünger dalgıcı tarafından Girit’te değil, kuzeybatısındaki Antikythera (Küçük Çuha) adasındaki bir gemi enkazından 1900 yılında çıkarıldı. Milat öncesi 82 yılı civarında yapıldığı düşünülüyor. Üzerinde nasıl kullanılacağına dair yazılmış olan talimatlar bile yer alsa da bilgisayardan çok manuel bir hesap makinesi gibi. Türünün tek örneği de sayılmıyor. Altıncı yüzyıldan kalma, benzer bir cihaz daha keşfedildi. Bu cihaz Antikythera ile 13. yüzyılda Müslüman bilim insanlarının icat ettiği hesap makinesi arasındaki kayıp geçiş dönemini temsil ediyor.

Dev İnsan Fosili

“1895 yılında İrlanda’da Dyer tarafından mineral araştırmaları sırasında bulunan bir dev fosili. Boyunun karşılaştırılması amacıyla bir tren vagonunun önüne konulmuştur. Boyu 3 metre 70 santim ağırlığı ve ağırlığı 2050 kg’dir. Sağ ayağı altı parmaklıdır. Ancak daha sonra bu dev fosiline ve sahibine ne olduğunu kimse bilmiyor.”

Sergilendiği yer: Bilinmiyor
Yaş: Bilinmiyor

Gerçekler: Dev insan fosili, dönemin zeka oyunları basan bir yayınında meşru olarak “inanıp inanmayayı okuyuculara bırakıyoruz” açıklamasıyla konusu kapatılıp tarihe karışmış, bir iki şarlatan tarafından sonrasında çeşitli malzemelerle benzerleri üretilip sergilense de foyası ortaya çıkmış bir safsatadır.[5]

Reklamlar

Baalbek Şehri

“20 metreden daha büyük taşların da kullanıldığı bu antik şehir Roma İmparatorluğu’ndan da eski. Hatta Sümerlilerin bilgilerine göre bile burası antik bir şehirdi o zamanlar. Taşların büyüklüğünü göstermek için iki kişi yapıların arasında dikiliyor. Bugün kimse burayı kimlerin, nasıl, ne amaçla ve ne zaman yaptığını bilemiyor. Modern bilim ise Baalbek’i görmezden gelmeye devam ediyor.”

Yer: Baalbek, Lübnan 
Yaş: 9.000

Gerçekler: Baalbek şehri Sümerlilerden çok daha eskidir. Eski Yunanlar şehre “Heliopolis” yani “Güneş Şehri” derler. Dokuz bin yıla yakın bir geçmişten bugüne sürekli bir yerleşke olmuştur.[6] Oysa stratejik, dini önemi o kadar azdır ki Sümerliler bir kenara, Asur ve Mısır metinlerinde bile adı geçmez. Modern bilimin nasıl görmezden geldiği ise merak konusu, zira Beyrut civarlarındaki ünlü bir ören yeri burası. Üstelik UNESCO mirası altında ve şehirde “Baalbek’i Seviyorum” yazısı bile var. 

100 Milyon Yıllık Parmak

Kaynak: Teksas Yaratılış Kanıtları Müzesi.

“Bu cisim Kanada’nın Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki Axel Heiberg adası eski fosiller koleksiyonunda bulunmuştur. İncelemeler bunun bir insan parmağı fosili olduğunu gösteriyor. Bu fosil 100 ila 110 milyon yıl öncesine aittir (Creataceous). Bu fosil ‘DM93-083’ numarasıyla arşivlenmiştir. Röntgen ışınlarıyla yapılan inceleme sonucunda yukarıdaki resimdeki siyah kısımların parmak kemiklerine ait olduğu ortaya çıkmıştır.”

Sergilendiği yer: Teksas Yaratılış Kanıtları Müzesi, ABD 
Yaş: Bilinmiyor

Gerçekler: Parmak fosili, daha sonra da değineceğimiz Teksas Yaratılış Kanıtları Müzesi’nde sergileniyor. Bir zamanlar internet sitelerindeki link kaldırılmıştı. Nerede bulunduğu, kaç yaşında olduğu gibi bilgiler verilmiyor. “Ya dinozorların insansı parmakları vardı, ya denizel canlılar insan parmakları geliştirdi, ya da insanlar o dönemde yaşadı.”[7] diye bitirilen uzun bir yazıları var sergiler kısmında. Belli aralıklarla yapılan İncil mukabelelerini dinledikten sonra sergiyi gezerek günah çıkarabilirsiniz. Bu arada fosil hakikidir; eski bir solucan ve hatta solucan deliğinin fosili olduğunu düşünenler var.[8]

Yapımı Bitirilmemiş Bir Obelisk

Kaynak: Wikimedia Commons.

“Şu anda dikili bulunan en büyük obeliskten iki kat daha büyüktür. Yapımında birçok Mısır tapınağının inşasında olduğu gibi kırmızı granit kullanılmıştır. Yaklaşık 40 metre yüksekliğinde ve 1150 ton ağırlığındadır.”

Sergilendiği yer: Asvan, Mısır
Yaş: Bilinmiyor

Gerçekler: Bu bitirilmemiş dikilitaş Asvan’da bulunuyor ama açıklanamayan kısmı neresi bilemiyoruz. Tamamlamamışlar, hepsi bu. Bilinen en büyük obelisklerin iki katı değil, 1/3 civarı daha büyük sadece.[9] Mısır’da, bulunduğu yerde sergileniyor.

100 Milyon Yıllık El

“Kolombiya, Bogota yakınlarında bulunmuş bir insan eli fosili. Fosilleştiği kayanın yaşı 100-130 milyon yıldır. Yani fosil de o kadar sene önce meydana gelmiştir.”

Sergilendiği yer: Bilinmiyor
Yaş: 130.000.000

Gerçekler: Bu fosil bir deniz kaplumbağasına ait. İnsan eli olduğunu iddia edenlerden biri dünyanın birkaç bin yaşında olduğunu sanan bir sözümona biliminsanı, diğeriyse kendini arkeolog ilan etmiş bir misyoner. Fosilin sürüngenbilimciler tarafından yapılmış analizlerini çevrimiçi bulabilirsiniz.[10]

120 Milyon Yıllık Harita

Kaynak: WordPress aracılığıyla hague6185.

“Bu taş parçasının yüzeyi Ural bölgesini gösteren bir haritayla kaplıdır. Başkır Devlet Üniversitesi’ndeki bilim adamları, çok eski zamanlarda gelişmiş uygarlıkların olduğuna dair kanıtlardan biri olarak yorumluyorlar eseri. Bu gerçekten de insan eliyle yapılmış bir rölyeftir. Günümüz askeri haritaları ile neredeyse aynı karakterik özellikleri sergilemektedir. Harita, bazı yazıları da içermektedir. Bilim adamları önce bunun eski Çince olduğunu düşündüler, sonra bu düşünce bilinmeyen bir hiyeroglif yazısına dönüştü. Bu yazıları şimdiye kadar çözemediler.”

Sergilendiği yer: Bilinmiyor
Yaş: Bilinmiyor

Gerçekler: Başkır Devlet Üniversitesi’nin matematik ve fizik profesörü Alexandr Chuvyrov, antik Çinli göçmenlerin Ural bölgesinde yaşadığına inanmaktadır ve 17-18.yy arkeologlarının taş keşiflerinden etkilenir. Bu araştırmadan haberdar olan bölge çifçilerinden biri, profesörü bahçesini kazmak için çağırır. İkili, küçücük bir arazide, kolayca, insan eliyle biçimlenip kazınmış gibi görünen (ya da rastgele çatlamış) bir taş bulur. Chuvyrov bunun kanıt olduğuna inanarak kamuoyuna duyurur ve taşa torunun adı olan Dashka adını verir.[11] Çiftçi arsasını kazdığı için Chuvyrov’dan büyük olasılıkla yüklü miktar bir para alır. İnsan zekasını çok da geçmişte aramamak gerek.

Reklamlar

Esrarengiz Dinozor Heykelcikleri

Kaynak: liveinternet aracılığıyla Foxess.

“1945 yılında Waldemar Julsrud adlı deneyimli bir arkeolog El Toro Dağı eteklerinde (Meksika) gömülmüş vaziyette kilden yapılmış küçük heykelcikler buldu. Daha sonra şehrin yakınlarında ve diğer tarafındaki Chivo’da porselenden yapılmış 33.000’den fazla heykelcik bulundu. Buluntular Chupicuaro, klasik kültür öncesi döneme aitti (M.Ö. 800-200). Bulunan heykelcikler çeşitli türdeki dinozorları kusursuzca tasvir ediyordu. Modern bilim döneminde neye benzedikleri ancak çözümlenen tarih öncesi bu yaratıkları, nasıl oldu da eski bir uygarlık kusursuzca sanat eserlerine yansıtabildi? İnsan, görmeden geleceği tasvir edemez.”

 Sergilendiği yer: Pensilvanya Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi, ABD 
 Yaş: 80

Gerçekler: 1944’te Acámbaro, Meksika’da bulunmuş olan bu seramik heykelcikler Waldemar Julsrud’a büyük şöhret getirir. Kendini yerli Amerikan kültürünü korumaya adamış arkeolog Charles C. Di Peso bunların çağdaş çiftçiler tarafından yapılmış sahteler olduğunu ve Julsrud’a getirildiğini açıklar.[12]

Tarih Kadar Eski Duvarlar

“Yeni Zelanda’da bulunan çok eski bir uygarlığa ait kusursuzca yerleştirilmiş taşlardan oluşan duvarlar bulundu. Bu duvarları yapan uygarlık hakkında en ufak bir bilgi yoktur.”

Bulunduğu Yer: Kaimanawa Bölgesi, Yeni Zelanda 
Yaş: 330.000

Gerçekler: Duvarın adı Kaimanawa Duvarı. Yapan uygarlığa dair en ufak bir bilgi yok, çünkü yapan bir uygarlık yok. Zamanla dikey ve yatay çatlamalar yapan, kenarları erozyonla yuvarlaklaştığı için örülmüş duvar gibi görünen doğal volkanik kayaç kitleleri bunlar. Yerel halkların birbirine anlattığı hikayeler nedeniyle insan yapımı olduğuna inanılıyor.[13] Genelde düzdünyacı kaynaklarda okursunuz.

50 Milyon Yıllık Tokmak ve Kap

“1877 yılında Montezuma Tünel Şirketi’nin bir tünel çalışması sırasında 50 milyon yıllık bir lav akıntısının içinde bir tokmak ile bir kap bulundu. Tokmak yaklaşık 30 cm uzunluğunda ve kap ise 10 cm çapında. Bu buluntudan şu sonuç çıkıyor: 50 milyon yıl önce yanardağdan fışkıran lavlar sel olup akarken bu takmak ile kap oradaydı ve ikisi de lavın içinde gömülü kaldılar.”

Sergilendiği yer: Bilinmiyor
Yaş: 330.000

Gerçekler: Tokmak ve kap (daha doğrusu havan), sözü edilen bölgede mızrak ucu ve diğer bazı kalıntılarla birlikte her nasıl olduysa Montezura Tünel Şirketi’nin sahibi J. H. Neale tarafından bizzat tesadüfen bulunmuştur. Sinclair ve Holmes gibi civardaki buluntuları inceleyen kişiler yaşının bu kadar eski olduğuna dair hiçbir kanıt bulamamıştır.[14] Ek olarak da bulundukları andan itibaren tarihbilimcilerin haberdar olduğu, ama gereksizliğinden dolayı görmezden geldiği bir keşiftir.

 Piri Reis’in Haritası

“Coğrafya ve harita uzmanı ünlü Türk denizci Piri Reis’in 1513’te çizdiği Afrika, Amerika ve Güney Kutbu’nu gösteren harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılında ortalığı karıştırdı. Çünkü Güney Kutbu’nun keşfi, haritanın çizilmesinden çok sonra, yani 1818’de gerçekleşmişti. Dahası, Piri Reis’in haritası, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Ancak kıta üzerindeki buzlar, haritanın çizilmesinden tam altı bin yıl önce erimişti.”

Bulunduğu yer: Topkapı Saray Müzesi, İstanbul (Sergilenmiyor) 
Yaş: 500

Gerçekler: Bazı analistler haritanın Kahire’yi merkez alan bir izdüşümü kullandığını söyler. İberya, Afrika sahili, Güney Amerika’nın kuzeyi, Karayipler büyük oranda doğru çizilmiş olsa da sadece bir bölgesi (Newfoundland) dışında Kuzey Amerika’nın sahillerinin neredeyse hiçbir benzerliği yoktur.[15] Ayrıca mitolojik bir kıtanın çizimi de harita üzerinde bulunur. Piri Reis kendi elyazmalarında haritayı çizerken on Arap ve dört Hint haritasından yararlandığını yazmıştır. Antarktika’nın sahili yüzlerce metrelik bir kaymayla çizilmiştir ve Drake Boğazı eksiktir.

10.000 Yıllık Piramit

Kaynak: Wikimedia Commons.

“Japonya’nın Yonaguni adasının yakınında, denizin 23 metre altında, insan yapısı olduğu apaçık belli olan piramitler bulunmaktadır. 183 metre genişliğinde ve 27 metre yüksekliğindeki bu piramitler yaklaşık 8.000-10.000 yıllıktır.”

Bulunduğu Yer: Yonaguni Adası, Japonya 
Yaş: 20.000.000

Gerçekler: Sahte arkeologların, Mu gibi tartışmalı kıtaların varlığına sunduğu en büyük kanıt piramit olduğu sanılan bu kalıntılardır. Deniz jeologu Masaaki Kimura bunların insan yapımı yekpare bloklar olduğunu iddia etmiş ancak arkeoloji bilimi tarafından savı çürütülmüştür. Ne Japon Kültürel İlişkiler Bakanlığı ne de Okinawa Belediyesi bu yapıyı milli bir hazine olarak tanımaktadır. Boston Üniversitesi’nden Robert Schoch, bu eklemsi yapıların doğal, paralel çatlakların ise benzeri tektonik oluşumlarda yaygın olduğunu belirtmiştir. Kimura’nın çizim olarak raporladığı imgelerin ise taşlardaki doğal çizikler olduğunu ifade etmiştir.[16]

Reklamlar

Harçsız Taş Set

“Peru’nun Cusco bölgesindeki bir İnka kalesinin etrafını 360 metre boyunca zikzak yaparak saran dokuz metrelik setlerin yapımında, tanesi 300 tona varan kireçtaşı blokları kullanılmış. Ancak hiç harç kullanılmamasına rağmen bu kayalar, arasında bıçak bile sokulamayacak kadar mükemmel yerleştirilmiş.”

Bulunduğu Yer: Cusco, Peru 
Yaş: 900

Gerçekler: Antik mimarinin sayısız hayret bırakıcı eserlerinden olsa da tıpkı Mısır piramitleri gibi yapım aşamasına büyük oranda hakim olduğumuz bir yapı Sacsayhuamán Duvarı. İnkaların zaten kendi geliştirdikleri estetik taş örme tekniğinin büyük bir örneği olduğu için son derece önemlidir. Taşlar yerine taşınır ve orada uygun biçimde kesilir veya yontulur, ardından yerine yerleştirilir.[17] Günümüzden çok daha uzun ve zor bir işlem olsa da Arnavut kaldırım mantığıyla örülmüş bir settir. Tarihteki ilk Arnavut kaldırımı kullanımıyla bu taş setin yapımı arasında ise 2200 yıl vardır. Günümüz ile bu taş set arasında olan sürenin üç katından daha uzun bir zaman diliminde taş örme teknolojisinin gelişmiş olması akla son derece yatkındır.

Çığlık Tablosunun Mumya Versiyonu

Kaynak: Wikimedia Commons.

“Amazon bölgesinde mezar ve tapınak olarak kullanılan gizli bir yeraltı mağarasında bulunan 600 yıl öncesine ait bir düzine mumya, bilim dünyasında büyük heyecan yarattı. Bir kadın mumyasının Norveçli ressam Edvard Munch’ın ünlü ‘Çığlık’ tablosunu çağrıştıran biçimde, korku ve dehşetten ellerini yüzüne kapatmış olarak bulunması büyük ilgi çekti.”

Sergilendiği Yer: Leymebamba Müzesi, Peru 
Yaş: 900

Gerçekler: 2007 yılında bulunan mumya, türünün ilk örneği değildir. Peru’nın Chachapoya halkının (hiçbir kayda değer gelişme göstermemiş bir topluluk) mezar ritüellerinden günümüze ulaşan pek çok mumya da benzeri bir şekildedir. Basitçe ölüler sarılarak/bağlanarak ve çoğunlukla benzer pozisyonda mağaralara konulurdu. Defin anlayışı pek çok ilginçliklerle harmanlanan Chachapoya halkı, eski liderlerinin mumyalarını ayinlerde bulundurmalarıyla bilinir. 600-1200 yaş arasında olduğu tahmin edilen aynı tür bir mumya 1877’de zaten keşfedilmiştir. Ek bilgi olarak, Munch’ın bu mumyadan ilham aldığı bazı çağdaş sanat uzmanları tarafından iddia edilse de, kendi notlarında da, seyahat kayıtlarında da o yıllarda mumyanın sergilendiği Floransa’ya yaptığı bir yolculuk belgelenmemiştir.[18]

Sekiz Asırdır Çürümeyen Ceset

Kaynak: Blogger aracılığıyla kastamonuileilgilihersey.

“12. yy başlarında Kastamonu Kalesi’nin fethi sırasında şehit olan Aşıklı Sultan için yapılan türbedeki çürümemiş beden görenleri şaşkına çeviriyor. Halk dilinde ‘Ayağı Yanık Sultan’ olarak bilinen türbede çürümemiş bedeninin ayak kısmı camekan içinde teşhir ediliyor.”

Bulunduğu Yer: Kastamonu, Türkiye
Yaş: 850

Gerçekler: Normal koşullarda bir bedenin toprak içinde çözünmesi 12 yılı bulabilir. Bir tabut içerisinde bırakılırsa bile bir beden 50 yıl içinde sıvılaşır ve yok olur, 80 yıl sonra kemikler kırılmaya ve toza dönmeye başlar, 100. yıla yaklaştığında ise geriye kalan tek şey dişler ve eğer giydirilmişse sentetik kumaş lifleri olur. Fakat bu genel sürecin gidişatını dramatik olarak değiştirebilecek bir neden vardır: düşük nem. Çürüme sırasında bedeninizin ince derili bölgelerinden buharlaşan su, cesedin bulunduğu alandan ayrılırsa geriye kuru ve koyu renkli bir beden bırakır.[19] Mumyalanmak için sargılar, kimyasallar gerekli değildir. Mumyalanmış bir ceset iyi bilindiği üzere binlerce yıl dayanabilir. Bu arada dinen gösteriminin sakıncalı olduğu düşünülerek 2014 yılında bu türbenin ayak camekanı kaldırılmıştır.

Mısır Hiyerogliflerindeki Gizemli Şekiller

Kaynak: Wikimedia Commons.

“Abidos’taki Osiris Tapınağı’nda bulunan hiyeroglifler de hayli ilgi çekici. Tabakaların üzerine kazınmış helikopter, uçak ve denizaltıya benzer şekillerin ne anlama geldiği halen gizemini korumakta.”

Bulunduğu Yer: Abidos, Mısır 
Yaş: 2300

Gerçekler: Bu hiyeroglifin ilk versiyonunda yazan Firavun I. Seti’ye övgü, II. Ramses’in tahta geçişiyle kapatılmış ve yeni hükümdara yeni bir methiye kazınmıştır. Kapatma malzemesi olarak kullanılan yapışkan zamanla yok olunca iki hiyeroglif birbirine karışmış, tıklanma avcılarının fotoğraf sihriyle önemli yazınsal detayları silinerek geriye suni gökcisimlerini andıran simgeler bırakmıştır.[20]

Mısır’daki Ampuller

Kaynak: Wikimedia Commons.

“Mısır, Dendera’daki Hathor Tapınağı’nda göze çarpan ampuller… Bu ampuller kıvrımlı kablolar ile bir jeneratöre veya açma kapama düğmesine bağlıdırlar. Ampul şeklindeki cismin içine bir yılan tasviri konulmuş. Bu da ampulün içindeki ince teli gösteriyor olabilir.”

Bulunduğu Yer: Dendera, Mısır 
Yaş: 2050

Gerçekler: Dendera Ampulü olarak da bilinen bu çizim son derece yüzeysel bakıldığında bir ampule benzer. Mısır Dili tıpkı Çince gibi çağdaş dillerde olduğu üzere imgesel bir dildir. Güneş imgesi güneşi temsil eder. Daha sonra başka bir motifte görüldüğünde bunun doğmakla, ya da yükselmekle, ışık saçmakla veya daha benzer anlamlarla ilgili olduğunu bilirsiniz. İmgesel dillerde hemen her yaygın motifin bir anlamı vardır. Bu kompozisyonda kullanılan imgeler bir Mısır geleneksel sütunu (durağanlık), bir nilüfer çiçeği (doğurganlık) ve yılandır (pek çok anlam). Sütundan yükselen nilüferin içinde bulunan yılan figürü bereket ve refahı gösterir.[21] Ampulle en ufak ilgisi yoktur.

Reklamlar

Büyük Piramit’teki Gizemli Kapı

Kaynak: WordPress aracılığıyla CASSANDRIC.

“Rudolf Gantenbrink tarafından Büyük Piramit’te keşfedilen bakır kulplu kapı. Resim, Upuat II adlı bir araştırma robotu tarafından çekilmiştir. Hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen gizemli kapı, Kraliçe Odası’ndan başlayan güney kanallarında yer almaktadır. Bu kapının arkasından başka bir kapı daha bulunmuştur. Yapılan bazı araşırmalar sonucunda içinde ne olduğunu bilmediğimiz bir oda veya odalar bu ikinci kapının arkasında bulunmaktadır. Aynı kapıdan Kral Odası’ndan başlayan kuzey kanallarında da bulunmuştur. Burada sorulan en önemli soru şu: Görünüşte hiçbir amaca hizmet etmeyen bu kapılar neden buralara koyuldu?”

Bulunduğu Yer: Gize, Mısır
Yaş: 4550

Gerçekler: Upuat Projesi, Keops Piramidi’nin derin keşfi için gönderilen robot kaşifleri içerir. Proje, üzerinde iki metal sap bulunan kapı benzeri bir bölme bulunduktan sonra başka bir yönetime devredilmiştir. Bu yeni proje ekibi kapıyı açtıktan sonra içinde küçük kızıl sembollerden başka bir şey bulamamıştır. “Hava koridoru” da denen bu yapılar piramitlerde sık bulunur ancak amaçları bilinmemektedir. Projenin gerçek amacı da bunu çözmekti. Gizemli bir şey bulunamamıştır. Nitekim tüm projenin raporu ve süreci, hatta oluşturulan televizyon belgeseli çevrimiçi bulunabilir.[22]

Metal Kürelerin Sırrı

Kaynak: Wikimedia Commons.

“Bu metal kürecikler Güney Afrika, Klerksdorp’tan. Birinin üzerinde kürenin çevresini dolaşacak şekilde birbirine paralel üç çizgi oyulmuştur. Bu küreler Kambriyen Devri öncesine ait pek çok mineral arasında bulunmuştur. Kürelerden bazıları altı milimetre kalınlığında, ince bir kabuğa sahiptirler Bu ince kabuk kırıldığı zaman kürenin içinden süngerimsi garip bir şey çıkıyor. Bu süngerimsi şey havayla temas edince parçalanıp toz haline geliyor. Bu kürelerin ne oldukları, ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor. Üstelik 2.800.000.000 yaşındalar. İnsanın inanası gelmiyor ancak bilimsel veriler bunlar.”

Sergilendiği Yer: New York, ABD (diğer örnekler) 
Yaş: 3.000.000.000

Gerçekler: Klerksdorp küreleri de pek çok kişinin iddia ettiğinin aksine insan yapımı değildir. Hatta kusursuz küreler şeklinde bile değillerdir. Bazıları sabun köpüğü gibi birbirine yapışık bir şekilde bulunmuştur.[23] Tarih öncesi mikrobiyel tepkimeler sonucu içlerindeki bu garip oluşumlar saptanmıştır. Avustralya gibi dünyanın diğer bölgelerinde de bulunabilirler. Bazı kaynaklar kürelerin çelikten daha sert olduğunu iddia etse de bu da mineral sertlik deneylerinde yalanlanmıştır. Camdan biraz daha sağlamdırlar.

Kristalle Kaplı Kaya

“Bu kaya parçasının üzeri doğal kristallerle kaplanmıştır. İçinde bir boşluk bulunmuştur. Bu boşlukta, malzemesini metal ve porselenin oluşturduğu garip bir cisim bulunmuştur. Resim A: Kaya parçasının ikiye bölünmüş hali, Resim B: Taşın her iki yarısının iç kısmı, Resim C: Radyografi tekniğiyle içindeki cismin resmi – cisim çok eski olmasına rağmen metal yapıdadır ve onu kaplayan kristal oluşumlu kabuğun meydana gelmesi için 500.000 yıl geçmesi gerekiyor, Resim D: Yandan çekilen radyografi resminde metal cisim daha ayrıntılı görünüyor. Sonuç olarak bu garip cisim 500.000 yaşındadır. Günümüzdeki bir şeye ait olsaydı, çoktan ne olduğu tespit edilirdi.”

Sergilendiği Yer: Bilinmiyor
Yaş: 100

Gerçekler: Coso Buluntusu denilen olan bu oluşum 13 Şubat 1961 yılında Wallace Lane, Virginia Maxey ve Mike Mikesell tarafından hurda parçalar ararken bulunmuştur. Kişisel incelemelerin ardından Mikesell, bir dergiye yazdığı mektupta bulgusunun deneyimli bir jeolog tarafından 500.000 yıla tarihlendiğini söyler. Jeologun kim olduğuna ve neye dayanarak bunu tarihlendirdiğine dair en ufak açıklama yoktur. Buluntu ise 1920 sonrası yıllarda çamura düşmüş ve zamanla sertleşerek sert yapıya gömülmüş ünlü bir markaya ait bir bujidir.[24]

Avustralya’daki Mısırlılar

Kaynak: Disclose.

“1900’lü yılların başında 250 civarında hiyeroglif Sydney’in 100 km kuzeyindeki Hunter Valley Ulusal Parkı’nda keşfedilmiştir. Bunlar Antik Mısır hiyeroglifleridir. Kuşkuya yer bırakmayacak olan Eski Mısır tanrısı Anubis çizimi ile birlikte hiyeroglifler şu soruyu akla getiriyor: Acaba Eski Mısırlılar Avustralya’ya mı gitmişlerdi?”

Bulunduğu Yer: Kariong, Avustralya
Yaş: 50

Gerçekler: Bir grup amatör arkeolog tarafından kamuoyuna ilan edilen Avustralya’nın binlerce yıl önce Mısırlılar tarafından ziyaret edildiği açıklaması, hiyerogliflerin onlar tarafından kazındığının anlaşılmasıyla tarihe gömüldü. Onları bu kadar çabuk ele veren ise, Mısır lisanında binlerce yıl arayla kullanılmış bazı sembolleri karıştırıp kullanmaları oldu.[25]

Peru’da Bulunan Kafatası

Kaynak: Wikimedia Commons.

“Kafatası Peru’da (Ica) bulunmuştur. İlk bakışta günümüz insanının kafatasına benzemektedir, ancak soru işaretlerine yol açan birkaç etken öne çıkmaktadır. Göz boşlukları günümüz insanının göz boşluklarından %15 daha büyüktür. Beynin yer aldığı boşluk ise 2.600 ccm ile 3.200 ccm arasında değişmektedir. Şu andaki insan kafatasındaki beyin boşluğu kapasitesi 1.450 ccm’dir.”

Sergilendiği Yer: Ica Müzesi, Peru 
Yaş: Bilinmiyor

Gerçekler: Nazca Çizgileri’ne yakın konuşlanmış olan Ica’daki küçük bir müzede sergilenen sözgelimi uzaylı kafataslarının, ya da daha doğrusu mitokondriyel DNA’larında hatrı sayılır bir mutasyon bulunmayan bu yüzde yüz insan kafataslarının, internet ortamındaki abartılmış uzun görüntüleri bir yana, gerçekten de baş şeklini deforme etmeye dayalı bir kültürden var olduğu bulunmuştur. Çoğunlukla Mayalılara ait olan bu bulgular çocuk yaşta şekillenmeye müsait kafataslarını sıkıca sararak yapılmakta, bir statü kazandırıldığına inanılmaktadır. Günümüzde bazı Afrika ya da Malay kabileleri hala benzer geleneklerini sürdürmektedir.[26]

Reklamlar

1800 Yıllık Uçak Maketi

Kaynak: Fanwave.

“Bu altın maket, Amerika’da Kolomb öncesi döneme ait bir mezarda bulundu. Yaklaşık 1800 yıllık. Bir uçağın doğru ölçekli maketi gibi duruyor; delta kanatlı, motor yerine sahip, pilot kabini var, kuyruk kanatları bile doğru şekilde tasvir edilmiş. Güney Amerika’da buna benzer pek çok eser bulunmuştur.”

Sergilendiği Yer: Bogota Altın Müzesi, Kolombiya 
Yaş: 3000

Gerçekler: Quimbaya uygarlığından miras olan bu kalıntılar, ilk olarak 1.000 yılına, sonraları daha eskiye tarihlenmiştir ve zoomorfik (hayvan şeklinde) buluntular olarak adlandırılırlar. Tasvirin mitolojik hikayelerden esinlenen kuşlarla meydana geldiği düşünülüyor. Modern uçakların yapısının da kuşlardan esinlenerek geliştirildiği düşünülünce insanların bu uçan canlıları kabaca benzer şekilde görmesi beklendiktir. Buna benzer ürünlerin niteliği altın kemer tokası olarak belirlenmiştir. Ayrıca kanatlar mükemmel olmayan bir orantısal plan kullanılarak ağırlık merkezinin gerisine konuşlanmıştır.

Buache Haritası

Kaynak: Wikimedia Commons.

“1737’de eski Yunan haritalarından kopyalanarak çizilmiştir. Harita, Antarktika’nın buzla örtülü olmadan önceki halini de göstermektedir. Şaşırtıcı olan ise şu: Eğer bugün Antarktika buz ile örtülü olmasaydı, Ross ve Weddell denizleri bu kara parçasının ortasından geçerek kıtayı iki büyük parçaya ayırmış olacaktı. Ancak modern jeoloji araştırmaları sonucunda 1968 yılında bu gerçeğin farkına varılmıştı.”

Bulunduğu Yer: Bilinmiyor 
Yaş: 283

Gerçekler: Philippe Buache her ne kadar coğrafya bilimine kazandırdıklarıyla anılsa da esasında teorist bir haritacıdır. Piri Reis’in haritasında olduğu gibi onun çiziminde de Antarktika’nın buzullarla örtülü olmadan önceki kıyıların var olduğu söylenir. Ne var ki, bütün kıta çok uzun zamandır karla kaplıdır ve günümüz teknolojisiyle dahi Antarktika’nın buzsuz kıyılarını haritalayamıyoruz. Dolayısıyla elimizde kıyas yapabilecek hiçbir parametre yer almıyor. Ayrıca kendi teorisi kapsamında Antarktika’nın ortasına bir deniz eklemiştir. Buzdağlarının bu denizde oluşarak okyanusa salındığına inanmıştır. Haritasının köşelerinde kendi el yazısıyla yazılmış “eksik bilgi” ve “kuşkulu” gibi ifadeler de yer alır.[27]

Dinozor Üstünde Oturan İnsanlar

Kaynak: Wikimedia Commons.

“Peru’daki Ica Çölü’nde bulunan ve binlerce yıl öncesine ait olan Ica taşları, akılları karıştırıyor. Dr. Javier Cabrera büyük bir sabırla bu taşları koleksiyonunda toplamış ve binlerce taştan oluşan bir müze açmıştır. Bu taşlara kazınmış olarak, kalp naklini gösteren ameliyatlardan dinozorları avlayan insanlara kadar bir çok olay gösterilmektedir. Hatta evcilleştirilmiş dinozorların üzerinde oturan insanlar bile tasvir edilmiştir.”

Sergilendiği Yer: Cabrera Müzesi, Peru 
Yaş: 60

Gerçekler: Javier Cabrera 1960’larda Ica bölgesinde bulunan bu taşları ünlü kılan kişidir. Çoğunu Basilio Uschuya adlı bir çiftçiden elde etmiştir. Çiftçi ilk başlarda hakiki olduklarını iddia etse de daha sonraları taşları kendisinin kazıdığını itiraf etmiştir.[28]

Kusursuz Spiraller

Kaynak: Klikabol.

“Alışıldık olmayan bu spiral cisimler, 1991-1993 yılları arasında Rusya’daki Ural dağlarının doğusunda bulunan küçük bir dere olan Narada’da bulunmuşlardır. Boyları en fazla 3 cm olan bu cisimlerden 0,003 mm olanları da bulunmuştur. Büyük olanları bakırdan, küçük ve çok küçük olanları ise çok ender rastlanan tungsten ve molybdenum maddelerinden yapılmıştır. Mikroskopla yapılan incelemeler sonucunda spiraller kusursuz bir biçimde altın oran tekniğiyle yapılmıştı. Daha da şaşırtıcı olan ise, bütün bilimsel incelemelerin gösterdiği gibi, bu cisimlerin yaşlarının 20.000 ile 318.000 arasında değiştiğidir. Bu yaş farkı, cisimlerin bulundukları derinliğe göre değişmektedir.”

Bulunduğu Yer: Bilinmiyor 
Yaş: Bilinmiyor

Gerçekler: Sahtebilimlerden sahtebilim beğenerek paylaşımlar yapan popüler bir sayfadan[29] alıntılanıp pek çok yerde paylaşılan bu bilgi, her nasılsa her kaynakta tamamen aynıdır. Bulundukları yerin tam konumu, kullanılan maden yoğunluğu, uygulanan testlerin türü, var olan resimlerden başka hiçbir uzak çekim görüntü bu sarsıcı haberde yer almamaktadır. Bu bulgulardan on binlerce olduğu iddia edilmesine rağmen hiçbir müzede de sergilenmemektedirler. Fırlatılan roketlerden düşen vida parçaları olduğunu iddia eden kişiler bulunuyor.

Toxodon’un Kalça Kemiği

Kaynak: Geocities.

“Tarih öncesi devirlerde yaşamış olan Toxodon’un bulunan kalça kemiği (Arjantin). Resimde ok ile gösterilen şey ise bir ok ya da mızrak ucudur. İnsanın yaşamadığını sandığımız devirde, biri onu avlamış anlaşılan.”

Toxodon’un uyluk kemiği, Buenos Aires.

Sergilendiği Yer: Buenos Aires Doğal Tarih Müzesi, Arjantin 
Yaş: 10.000

Gerçekler: Bu buluntu Buenos Aires Doğal Tarih Müzesi’nde, Toxodon fosilinin yanındaki camdan muhafazada sergilenir. Sol tarafında antik bir avcı insan kabilesi kompozisyonu bulunur. Fosilin üzerindeki edevat parçası gerçek bir ok başıdır ve insan yapımıdır. Büyük olasılıkla insanlar tarafından avlanmıştır. Oysa kemik, kalçaya ait değildir, uyluk kemiğidir. Toxodon sanılanın aksine bir dinozor değil, eski bir memelidir. Fosil yaklaşık olarak 10.000 yıllıktır. Bu zamanlarda insanlığın varlığı bilinmektedir. Mısır medeniyeti dünyada hüküm sürerken mamutların hala hayatta olduğu düşünülürse, bulgunun şaşkınlık veren tek sonucu, Toxodon’un düşünülenden daha yakın zamana dek yaşamış olmasıdır.

Reklamlar

Cüce Irktan Bir Mumya

Kaynak: Wikimedia Commons.

“1932 yılında Pedro Dağları’nda bulunmuş bir mumya. Mumya, koyu bronz renginde ve oldukça buruşmuş vaziyettedir. Hayattayken boyu 35 santimetreyi geçmiyordu. Röntgen ışınlarıyla yapılan incelemede bu canlının ağırlının 5,5 kg olduğu ortaya çıktı. Cinsiyeti erkekti ve bütün dişleri tamdı. Öldüğünde aşağı yukarı 65 yaşında idi. Mumya 350 gr ağırlığındadır. Alnı çok aşağıdadır. Ezik bir burnu ile büyük ve geniş burun delikleri vardır. Çok geniş ağzı ile incecik dudakları bulunmaktadır. Bu yaratık bilinen insan türlerinden çok daha küçüktü. Bazı araştırmacılara göre bu çok küçük boyutlarda olan bir ırkın üyesiydi.”

Bulunduğu Yer: Bilinmiyor 
Yaş: 300

Gerçekler: Cecil Mayne ve Frank Carr, altın için kazı yaparken damar hattını takip ederek kalın bir kayayı parçalarlar. Anlattıklarına göre karşılarına küçük ama uzunca bir oda çıkar ve küçücük bir insan mumyası keşfederler. Anensefali adı verilen bir kafatası deformasyonu bulunan bu çocuğun yetişkin benzeri yüz hatlarının bundan kaynaklandığı saptanır. 1700 yılı civarlarında öldüğü ve Amerikan yerlisi olduğu raporlanır.[30] Mumya her nasılsa önce Wyoming’deki bir eczanede sergilenir ve daha sonra iki iş insanı arasında el değiştirir. Günümüzdeki konumu bilinmemektedir.

Kayaya Gömülü Çekiç

Kaynak: Teksas Yaratılış Kanıtları Müzesi.

“Tahta sap ve demir tokmaktan oluşan bu çekiç, 1936’da Teksas’taki 400-500 milyon yıllık bir kayanın içine gömülü olarak bulundu. Modern bir aletin tarih öncesi bir kaya kütlesinin içine nasıl girdiği bir yana, çekiçte kullanılan demirin günümüz demirlerinden bile saf olması bilim adamlarını hayrete düşürdü.”

Bulunduğu Yer: Teksas Yaratılış Kanıtları Müzesi, ABD 
Yaş: 200

Gerçekler: Çekiç 1800’lerin tipik Amerikan işçiliğindedir[31] ve bir yere düşerek zamanla kireçle kaplanıp sertleştiği düşünülüyor. Bulguyu “anıtsal bir tufan öncesi keşif” olarak tanımlayan Carl Baugh, 1983’te çekici satın aldı. Kendileri insan parmağı olduğu iddia edilen tartışmalı bulgunun sergilendiği Yaratılış Kanıtları Müzesi’nin sahibidir. Çekiç müzede sergilenmekte. Ayrıca metalin saflığı tarafından hayrete düşen bilim insanlarına küçük bir bilgi: çekicin metalindeki demir oranı %96,6 iken günümüzdeki elektromıknatısların kutup parçaları %99,9’dan daha yüksek demir oranına sahiptir.

İnsan Yüzü Olan Deniz Kabuğu

“Üzerine oyularak yapılmış, tam gelişmemiş olsa da rahatlıkla fark edilen bir insan yüzü bulunan deniz kabuğu… Bu buluntu 1881 yılında jeolog H. Stopes tarafından rapor edilmiştir. Yapılan testler sonucunda, oyma işleminin kabuklu henüz yaşarken, yani fosilleşmeden önce yapıldığı ortaya çıkmıştır. Bu deniz kabuğu 2.000.000 yıllıktır.”

Bulunduğu Yer: Bilinmiyor 
 Yaş: Bilinmiyor

Gerçekler: Özel bir koleksiyona ait olan bu kabuk parçasının ne zaman kazındığı tam olarak bilinmese de kaşifi tarafından yapılan son analizlerle Orta Çağ’a tarihlenmiştir. Fosilleştikten sonra oyulduğu bilinmektedir. Stopes’un gülünç keşfini hiçbir dernek ciddiye almayınca kendi raporlamıştır.[32]

1000 Yılda Yapılan Kent

Kaynak: UNESCO.

“Pasifik Okyanusu’ndaki Mikronezya Adası yakınlarına kurulu antik Nan Madol kentinin inşası M.Ö. 200’de başladı ve 1.000 yıl sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, yüz yatay adayı kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl getirildiği ise hala sır.”

Bulunduğu Yer: Mikronezya Federal Devletleri 
Yaş: 1.200

Gerçekler: Etkileyici bir denizel şehirleşme örneği olan Nan Madol’un yerleşke olarak kullanımı milattan önce 200’den daha sonra başlar, ancak şehrin gerçek inşası 8-9.yy’da, dev bazalt kayaların taşınması ise 12-13.yy’da başlar. Bu taşların yapıya dönüştürüldüğü tarih ve yöntem Notre Dame Katedrali ve Angkor Wat tapınak kompleksiyle aynıdır. Yani şehir kaba bir tabirle 400 yıl civarında inşa edilmiştir.[33] Sürekli yerleşkelerin sürekli inşa halinde olduğu baz alınan bir kıyaslama içerisinde; İstanbul ilk yerleşiminden bugüne 2.700, Roma 2.800, Atina 3.400, Kahire 4.000, Şam ise 8.000 yılda inşa edilmiştir.

Kristal Kafatasları

Kaynak: Wikimedia Commons.

“Maya dönemine ait 1.000 yıllık bu kristal kurukafa, tek bir blok kristal üzerine oyma olarak yapılmış. Nasıl yapıldığı hala anlaşılamayan kurukafanın alnından tutulan ışık doğrudan göz çukurundan yansıyor. Bu teknolojinin bugün bile mümkün olmadığı söyleniyor.”

Sergilendiği Yer: British Museum, İngiltere (En ünlüsü) 
Yaş: 170

Gerçekler: Kristal kafataslarının araştırmalara tabi tutulan istisnasız her birinin en geç 1850’lerde (çoğunluğu Almanya’da olmak üzere) Brezilya’dan ithal edilen kuvars kristalinden üretildiği kanıtlandı (hatta işçilik tekniği ile hangi kasabada yapılmış oldukları açıklandı).[34] O dönemde de antik kültürlere büyük bir hayranlık duyulurdu. Çeşitli müzelerdeki kafataslarının hiçbirinin raporlu bir kazı çalışması bulunmamaktadır. Başka bir deyişle tamamı bağışlanmış ya da satılmıştır.

2.000 Yıllık Pil

“Alman arkeolog Wilhelm König tarafından 1938’de Irak’ın başkenti Bağdat’ın yakınlarında bulunan 2.000 yıllık pil, bilimadamlarını şaşkına düşürdü. König, 13 santimetre boyundaki toprak bir kabın içine monte edilmiş bir bakır silindir, onun etrafındaki demir çubuk ve testinin ağzını kapatan asfalttan oluşan bu nesneyi ‘dünyanın en eski pili’ olarak tanımladı. Pilin 2 volt enerji ürettiği saptanırken, 1800’lü yıllarda modern pili icat eden Alessandro Volta adlı İtalyan kontunun da şöhretine gölge düştü.”

Sergilendiği Yer: Bilinmiyor 
Yaş: Bilinmiyor

Gerçekler: “Bağdat Pili” olarak ünlenen bu eserin Volta prensibiyle çalıştığına inanılırdı. İçine sirke ya da limon suyu gibi asidik bir sıvı katıldığında oluşan akım farkından elektrik üretebildiği düşünülüyordu ve bunun bir pilden ziyade nesneleri metalle kaplama amaçlı kullanıldığı sanılıyordu. Birtakım deneysel televizyon gösterileri sırasında bu pillerden 10 tanesinin seri düzeneğinde 4 volt enerji ürettikleri saptandı. İlk başta ileri bir teknoloji gibi görünse de, çiğ bir patates kendi başına 5 volt elektrik üretir. Ayrıca gömü alanında seri bağlamaya dair hiçbir kanıt bulunamamıştır. Günümüzde bu kadar verimsiz bir enerji kaynağı olarak kullanılmasından çok kutsal metinleri saklayan bir çömlek olduğu olasılığı ciddiye alınmaktadır. Pilin 2.000 yıldan eski oluşu kaşifinin iddiasıdır ve daha geç bir dönemde yapıldığı raporlanmıştır. Irak’ın Amerikan işgali altında olduğu yıllarda sergilendiği Irak Ulusal Müzesi yağmalanmıştır ve eser kayıplara karışmıştır.[35]

Peru’daki Bronz Dişliler

“Modern dişlilerden farkı yok gibi. Tek farkı binlerce yıl önce yapılmış olmaları.”

Sergilendiği Yer: Bilinmiyor 
Yaş: Bilinmiyor

Gerçekler: Peru’da bulunan bronz dişlilerle ilgili çok az kaynak ve yalnızca bir fotoğraf vardır. Derinliklerinin ne olduğunu bilemediğimiz için dişli olduklarını doğrulayamıyoruz. Bunların, yerli halkların inançlarındaki zengin güneş motifleri, takı aksesuarları olması çok daha olasıdır.[36]

Kaynakça:
1. Onedio.
2. Ancientufo.
3. Wikipedia.
4. Diego Cuoghi, Arte e Ufo?
5. Siddharta Vookoti (2013), Mystery of Fossilized Irish Giant – Facts Analysis.
6. Wikipedia.
7. Creation Evidence Museum.
8. The Centric Naturalist.
9. Kathryn A. Bard Taylor & Francis (1999), sf: 587.
10. Ashley Cowie.
11. Gene Lempp.
12. Alex Pezzati, Mystery at Acámbaro, Mexico.
13. Neville Ritchle (1996), A New Age Myth: The Kaimanawa Wall.
14. Paul Heinrich (1996), The Mysterious Origins of Man: The Mortar and Pestle.
15. Steven Dutch, The Piri Reis Map.
16. Robert Schoch (1999), An Enigmatic Ancient Underwater Structure off the Coast of Yonaguni Island, Japan.
17. Brian S. Bauer (2010), Ancient Cusco: Heartland of the Inca.
18. Ilenia Atzori (2018), Munch and the Chachapoya Mummy.
19. Gina Echevarria & Shira Polan (2019), What Happens To the Human Body After 100 Years Inside a Coffin?
20. Thierry.
21. Wikipedia.
22. The Upuat Project.
23. P. V. Heinrich (2007), South African Concretions of Controversy, sf: 7-11.
24. Pierre Stromberg (2018), The Coso Artifact: Mystery From the Depths of Time.
25. The Sun.
26. Evrim Ağacı.
27. Bad Archeology.
28. Kenneth L. Feder (2010), Encyclopedia of Dubious Archaeology: From Atlantis To The Walam Olum, sf: 143.
29. Ancient Origins.
30. Lawrance L. Loendorf, Nancy Medaris Stone (2006), Mountain Spirit: The Sheep Eater Indians of Yellowstone, sf: 189.
31. Glen J. Kuban, The London Hammer: An Alleged Out-of-Place Artifact.
32. Bad Archeology.
33. NPS.
34. Wikipedia.
35. Shivani Yadav (2019), The Curious Disappearance of the Baghdad Battery: A Parthian Period Relic, An Oopart.
36. Legends and Chronicles.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.