İstanbul Sözleşmesi Sorunsalı – Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi

2006 yılında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri yedi kişilik bir uzmanlar heyeti atayarak kadınlara yönelik şiddetle mücadele için özel bir görev gücü kurmuştur. 2006 – 2009 yılları arasında gerçekleştirdiği çalışmalar sonucunda Görev Gücü, Avrupa bağlamında bölgesel bir Sözleşmeye ihtiyaç duyulduğu yönünde görüş bildirmiştir. Görev Gücüyle eş zamanlı olarak Avrupa Suç Önleme Komitesi de benzer konuda
yürüttüğü faaliyet sonucunda oluşturduğu bağımsız raporda benzer bir görüş benimsemiştir. 2009 – 2011 yılları arasında Avrupa Konseyi üye devletleri tarafından temsil edilecek bir komite tarafından Sözleşme hazırlıkları gerçekleşmiştir. Oluşturulan metin 11 Mayıs 2011 yılında İstanbul’da imzaya açılmıştır. Türkiye Sözleşmeyi herhangi bir çekince koymaksızın, ilk imzalayan ve onaylayan devlet olmuştur. Sözleşme 8 Mart 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Sözleşme on devletin onaylamasının ardından 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir[1]

Sözleşme’de kadınlara yönelik şiddet, “bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak ve ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” şeklinde tanımlamıştır. Bu tanım haricinde Sözleşme “kadına yönelik cinsiyete dayalı şiddet”i ise; “kadına kadın olmasından dolayı uygulanan veya kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet” şeklinde tanımlama gereği duymuştur. İlk tanımdan farklı olarak ikinci tanımda şiddetin, kadın olmasından kaynaklı olmasa da, orantısız bir biçimde kadını etkilediği durumların da Sözleşme’nin kapsamına alındığı görülmektedir.

İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliklerinden birisi de, toplumsal cinsiyet tanımına yer veren ilk uluslararası düzenleme olmasıdır. Sözleşme, kadına yönelik şiddet konusunda hem kısa vadede, hem de uzun vadede taraf devletlere birçok yükümlülükler getirmektedir. İmzacı devletlere, hem kamusal alanda hem de özel alanda, bireylerin, özellikle de kadınların şiddetten arınmış bir yaşam sürebilmeleri için gerekli yasal düzenlemeleri yapmaları ve tedbirleri almaları yükümlülüğü vermektedir. Şiddetin ve ayrımcılığın önlenmesi için alınacak özel önlemlerin, ayrımcılık olarak kabul edilmeyeceği düzenlenmiştir.[2]

Amaçları;

a) Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak;
b) Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;
c) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;
d) Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak;
e) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak.[3]

Türkiye

Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacı devletlerinden olup 24 Kasım 2011’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 247 vekilden 246’sının kabul oyu, 1 vekilin çekimser[4] oy vermesi ile “onaylayarak”, parlamentosundan geçiren ilk ülke olmuştur. Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığının Türkiye’de olduğu sırada imzalanan Sözleşmede “Kadına karşı şiddet alanında ilk uluslararası belge olan sözkonusu sözleşmenin müzakere sürecinde ülkemiz tarafından öncü rol oynanmıştır.” ifadesine yer verildi.

3 Temmuz 2017’de GREVIO Türkiye’ye ilişkin ilk raporunu yayımladı.[5] Raporda atılan olumlu adımlar için memnuniyet dile getirilirken kadına yönelik şiddeti sonlandırmak için yasal düzenleme, politika ve tedbirlerdeki eksikliklere vurgu yapıldı ve bu kapsamda sözleşmenin daha etkin uygulanması için öneriler sunuldu. Faillerin kovuşturulması ve cezalandırılması konusunda yargı verilerinin olmayışı ile kadına yönelik şiddette cinsiyetçi ön yargılar ve mağduru suçlamalarının yargılamalarda indirime yol açtığı endişesi dile getirildi. Raporda kadınları şiddetten korumada alınan tedbirlerin ilerlediği belirtilirken cezasızlık hâlinin sürekli hâle gelmiş olmasına vurgu yapıldı ve kadına yönelik şiddetle mücadelede, önleme, koruma, kovuşturma ve bütüncül politikaların ortaya konulmasında daha yoğun bir çabanın gerektiği ifade edildi. Raporda mağdurların mağduriyetlerini yetkili makamlara bildirmede çekince yaşadıkları, damgalanma ve şiddetin yinelenmesinden korktukları, geri bildirime teşvik ve etkin mücadelede belirgin bir ilerlemenin olmadığına dikkat çekildi. Şiddet olaylarının yetkili makamlara bildirimlerinde oranın azlığında mağdurların ekonomik bağımsızlığının olmayışı, hukuksal metinlerde okuryazarlığın azlığı, yargılama ve kovuşturma makamlarına olan güvensizliğin etkisine dikkat çekildi. Özellikle tecavüz ve cinsel şiddet vakalarının “mağdurlar tarafından neredeyse hiçbir zaman bildirilmediğine” dikkat çekildi.[6]

Şubat 2020’de Türkiye’de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Sözleşme’nin gözden geçirileceği gündeme getirildi. Aynı dönemde ve sonraki süreçte bazı muhafazakâr yayın organlarında[7]ve dini cemaatlerde[8][9] Sözleşmenin “Türk aile yapısını bozduğu”, “eşcinselliğe yasal zemin hazırladığı” yönünde yayın ve propagandalar yapılırken Ak Partili kadın milletvekillerinin sözleşmeden geri adıma karşı oldukları ve “sözleşme ile ilgili kamuoyunda yanlış algı yaratılmaya çalışıldığını” Cumhurbaşkanına ifade ettiklerine dair bir haber basına yansıdı.[10] Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Temmuz 2020’de “Halk istiyorsa kaldırın. Halkın talebi kaldırılması yönündeyse, buna göre bir karar verilsin. Halk ne derse o olur” açıklamasını yaptı. Numan Kurtulmuş da hemen akabinde “Nasıl usulünü yerine getirerek bu sözleşme imzalanmışsa, aynı şekilde usulü yerine getirilerek bu sözleşmeden çıkılır” demesi üzerine Sözleşme kamuoyunda ve siyasi gündemde genişçe yer almaya başladı.[11][12] Bu tartışmaların olduğu dönemde Türkiye’de kadın cinayetlerinin artması, Emine Bulut ve Pınar Gültekin cinayetleri gibi çok sayıda toplumsal etkisi olan vakalar sonrasında “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” kampanyası yapıldı ve kitlesel protestolar düzenlendi.[13][14][15]

Kadınlar Neden Savunuyor?

Kadını aile içine hapsetmeyen, kadını sosyal yaşamın merkezine koyan sözleşme, eşitlik kavramı üzerinden kadını konumlandırıyor.

Taraf devletlere, şiddetin önlenmesinde büyük sorumluluklar yüklüyor. Örneğin, Türkiye’deki kadınların şiddete karşı sıkça başvurduğu 6284 No’lu yasa, İstanbul Sözleşmesi’nin garantisi altında.[16]

6284 No’lu Yasa

Türkiye’de kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanundur.[17]

Kanun, şiddete uğrayan veya uğrama riski bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takipe maruz kalan kişilerin korunması ve şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirleri içermektedir.[18]

Not: Herhangi birinin şiddete maruz kaldığını duyar ya da tanık olursanız, 6284 Sayılı Kanun’a göre bu durumu,155’i arayarak şikâyet ve ihbar edebilirsiniz. Şiddete maruz kalan, komşunuz ya da yoldan geçerken gördüğünüz herhangi bir kişi olabilir.

Kaynakça:
1. Aras TÜRAY, 2019, 6284 Sayılı Kanun İstanbul Sözleşmesi Türk Ceza Kanunu Çerçevesinde Kadına Karşı Şiddet, sf.12
2. Av. Seher KIRBAŞ CANİKOĞLU, 2015, Kadınlara Yönelik Şiddetin ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesine Dair Ulusal ve Uluslararası Mevzuat, sf.13-14
3. Aras TÜRAY, 2019, 6284 Sayılı Kanun İstanbul Sözleşmesi Türk Ceza Kanunu Çerçevesinde Kadına Karşı Şiddet, sf.13
4. TBMM Genel Kurul Tutanağı” (Tükçe). Türkiye Büyük Millet Meclisi. 24 Kasım 2011. Erişim tarihi: 5 Ağustos 2020.
5. “Country-monitoring work: Turkey”. Avrupa Konseyi. 24 Kasım 2017
6. GREVIO Türkiye’ye İlişkin İlk Değerlendirme Raporunu Açıkladı, 15 Ekim 2018″. İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi.
7. Esra Özgür; Nilgün Yılmaz (13 Mayıs 2020). “İstanbul Sözleşmesi hakkındaki efsaneler ve gerçekler”.
8. Murat Yetkin (23 Temmuz 2020). “İşte Erdoğan’dan fesih isteyen İstanbul Sözleşmesi raporu”. Yetkin Report.
9.  Yetkin, Murat (8 Temmuz 2020). “İsmailağa Cemaati ister de İstanbul Sözleşmesi kalır mı?”. Yetkin Report
10.  Sayın, Ayşe (28 Şubat 2020). “AKP’li kadın milletvekilleri İstanbul Sözleşmesi’nden geri adıma karşı”. BBC Türkçe. 
11. Sayın “, Ayşe. “İstanbul Sözleşmesi: Türkiye; “ilk imzacısı” olduğu sözleşmeden vazgeçecek mi?”. BBC Türkçe
12. “İstanbul Sözleşmesi nedir: Kadın örgütleri neden sözleşmeden yana, karşı çıkanlar ne diyor?”. BBC Türkçe. 
13. “Emine Bulut cinayetinin ardından sosyal medyada İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması çağrısıyla kampanya”. BBC Türkçe
14. Köklü, Kübra. “İstanbul Sözleşmesi hedefte, kadın hakları savunucuları isyanda”. Cumhuriyet. 
15. “Kadınlardan #challengeaccepted kampanyası”. Bianet.
16. Karar.com, 2020, İstanbul Sözleşmesi nedir? İstanbul Sözleşmesi’nin kadınlar için önemi nedir?
17. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun
18. Broşür / Erkek Şiddetini Önlemede 6284 Sayılı Kanun / Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.