Yüzlerce Yılın İşkencesi: Akvaryum Balıkları Neden Ölür?

Her zaman yineleyen bir hikaye turuncu Japon balığınınki. Bir akvaryumcudan aldığınız ya da hediye gelen bir balığı, en ekonomik koşullarda yaşatmaya çalıştınız. “Filtreye gerek yok, haftada bir şu kadar su değişimi yap!” dendi. Akvaryumunuzu plastik boncuklar ve yapay bitkilerle donattınız. Şans eseri balığınız üç yıl yaşadı. Balıklarının hep öldüğünü belirten arkadaşınıza, sizinkinin üç yıl yaşamış olduğunu gururla söylediniz. Peki burada görmezden geldiğiniz en ürkütücü bilgi nedir?

Japon balıklarının ömrünün 40 yılı bulabilmesi.

Evcil Balığın Tarihi

İlk balık havuzları Sümerlilerin yakaladıkları taze balıkları yemeden hemen önce doldurdukları yapılardır. Antik Mısır sanatında da süs havuzları vardır. 2.000 yıl kadar önce Japonya ve Çin’deki pirinç tarlalarına, büyük olasılıkla sivrisinek yumurtalarını yemeleri için bırakılan kedibalığı ve sazan cinsi bireylerin seçilerek üretilmesiyle günümüzdeki koi ve Japon balığı ortaya çıkmıştır. Yani aslında Japon balığı beslemek etiktir, çünkü bunun için özelleşmiş ve evrimleşmiş bir türdür.

Ne yazık ki pirinç tarlalarındaki özgür ve güzel zamanları o kadar da uzun sürmemiş. Önce evlerin bahçelerindeki havuzlarda yaşayan Japon balıkları, güzel renklerinden ötürü, konuklar için gösteriş amacıyla seramik kaplarda yüzerdi. Tabi bu kapların gerçekten büyük olduğunu söylemek gerek.

Japon balığının Avrupa’daki sazan kuzenleri ise o kadar bile şanslı değillermiş. Manastırların avlusundaki havuzlarda süs amaçlı tutulan bu balıklar, kırmızı et yemeyi yasak kılan dini bayramlarda rahiplerin gıda gereksinimini de karşılamış.

Günümüzden yaklaşık 150 yıl kadar önce ise Fransa’da ilk tropikal balık, esaret altında üretilebilmiştir. İlk üretilen bu cennet balığı, önce Paris’teki dünyanın ilk halk akvaryumu açılışına öncülük edecek, sonra ise günümüzdeki en popüler evcil hayvanlardan birinin çeşitlilik temelini atacaktı.[1]

Cennet balığı.

Önce Türü Tanımak

Öncelikle “Balık işte!” diyip geçmemeniz için bugün akvaryumculukta yer alan 5.000 tür olduğunu söyleyerek başlamamız gerek. Bunların yaklaşık %90’ı esaret altında üretilebilmektedir. Yani büyük olasılıkla aldığınız balık doğadan koparılmamıştır. Hatta doğadaki nesli tehlike altında olmasına karşın evlerde evcil hayvan olarak yaygın bulunan sucul canlılar bile mevcuttur. Yine de deniz akvaryumlarındaki balıkların yalnızca %10 kadarı esaret altında üretilebilmektedir.[2] Yani bir tuzlu su akvaryumunuz varsa, türlerinizin doğal yaşamdan gelme olasılığı çok yüksek ve bu etik değil.

Kurduğunuz akvaryumun içinde yaşatmayı planladığınız türe göre şekillenmesi gerekmektedir. Elinizdeki uygunsuz bir akvaryumda istediğiniz türü yaşatma çabanız ahlaki bir suçtur ve vicdanınızla yüzleşmenizi gerektirir. Hemen her koşulda yaşayabilen çok fazla tür seçeneğimiz bulunduğundan çok fazla bahane kabul etmiyoruz.

Akvaryumunuzda balık dışında karides, kerevit, yengeç, salyangoz, midye, kurbağa, semender ve daha fazlasını besleyebilirsiniz. Egzotik türlerin çoğunlukla özgürlüğünden mahrum olduklarını göz önünde bulundurmanız rica olunur. Bu türlere uzun yıllar bakmış olan ve üreten kişilerden yavrularını satın alabilirsiniz. Ancak çok usta akvaristlerin bile ahtapot gibi zor bir canlıyla başa çıkmakta zorlanacağını bilmelisiniz. Ahtapotlar tanklarından sürekli kaçmaları, başka hiçbir canlıyla yaşayamamalarıyle ünlüdür. Ve hepsinden önemlisi stres olduklarında bıraktıkları mürekkeplerinin karıştığı suda bir süre kalırlarsa ölmeleri ile! Bu yüzden biz standart türlerimize geri dönelim.

Bu yazı bir rehber niteliğinde ama yetersizdir. Yani akvaryum kurmak gibi bir hedefiniz varsa yazının devamında birkaç bilgi edinebilirsiniz.

Akvaryum Türleri

Akvaryumları birkaç ana dala ayırmak mümkündür:

  1. Japon balığı akvaryumu
  2. Tropikal akvaryum
  3. Deniz akvaryumu
  4. Havuz
  5. Paludaryum

Listedeki maddeler sırasıyla açıklanmadan önce akvaryumun ne olduğunu açıklamak gerekiyor. Akvaryum, suyun konduğu kabın değil, içindeki ve dışındaki her şeyin birlikte oluşturduğu sistemin adıdır. Yani akvaryum bir ekosistemdir.

Bir sisteme erken eklediğiniz balık şoka girebilir, zehirlenebilir ve boğulabilir. Ani balık ölümleri, akvaryumun ekosistem boyutunun anlaşılamamış olmasından kaynaklanır.

Akvaryum kurmak demek, doğanın milyarlarca yılda şekillendirdiği yeryüzünde milyonlarca yıl boyu değişerek varolmuş canlıları, tanrıcılık oynayarak bıraktığınız küçücük bir evrende yaşatmak demektir. Doğal yaşam alanında bulunan veya metabolik olarak türün gereksinim duyduğu her bir madde ve element eksiksiz bir biçimde bu mikro ekosistemde de yer almalıdır. Bir akvaryum tipik olarak aşağıdaki donanımları içerir.

Tank
Filtre
Hava Pompası
Işık

Bunlar hemen hemen bütün türlerin sahip olması gereken donanımlardır. Yaygın kanının aksine zemin malzemesi şart değildir. Bazı zıplayan ya da kaçabilen türleri korumak ve buharlaşmayı önlemek amacıyla kapak da kullanışlıdır. Tankınızın boyutu, ışıkla birlikte filtre ve pompanızın boyutunu ve gücünü de doğrudan etkileyecektir. Bununla birlikte hassas türleri ya da yavruları güçlü temizlik ekipmanlarıyla bir arada tutmanız yaşamlarına mal olabilir. Sayısız tank, filtre ve pompa çeşidi bulunduğu için bunlara bakmak istediğiniz türü göz önünde bulundurup karar vermeniz gerekmektedir.

Sempatik ama zalim bir tank.

Azot Döngüsü

Türü ne olursa olsun bir akvaryuma balık eklenmeden önce uzun bir hazırlık süreci gerekmektedir. Ortama yarar sağlayan bakterilerin kültürü ilave edildikten ve isteniyorsa bitkiler yerleştirildikten sonra 4-6 hafta kadar tankın boş çalıştırılması lazım. Bu süreçte sudaki değerleri kontrol etmeli ve önce temizlikçi, daha sonra dayanıklı türlerden başlayarak bireyleri aralıklı olarak tanka tanıtmalısınız. Canlıları akvaryuma koymadan önce plastik poşeti tanka dayayıp bekleterek ısı dengesini sağlamalı ve küçük ilavelerle poşet içerisinde alıştırdığınız canlıyı, bir ağ yardımıyla dikkatlice tanka bırakmalısınız. Zıplayabilme olasılığına karşı elinizi siper etmelisiniz. Poşetteki suyun boşaltılması çok önerilmemektedir.

Akvaryum sucul bir ortam olduğu için parazitlerin üremesine son derece elverişlidir. Bu parazitler sivrisinek larvasından çeşitli yassı solucanlara kadar değişir Bunları önlemek için akvaryum denetlenmeli ve temiz tutulmalıdır. Madde döngüsü bütün ekosistemlerde olduğu gibi akvaryumda da hayatidir. Balık dışkısındaki amonyak, birtakım bakteriler tarafından daha az zehirli olan nitrite, ve o da başka bakteriler tarafından nitrata dönüşür. Bitkiler nitratı gübre olarak kullanır ve oksijene çevirir. Yani en temel ekosisteminizde bu üyeler yer almalıdır.

Kaynak: Flickr aracılığıyla fickleandfreckled.

Bu bakterileri her yerden kolaylıkla satın alıp akvaryuma ilave edebilirsiniz. Ancak olgunlaşmamış bir tanka ne kadar bakteri koyduğunuzun bir önemi olmayacaktır. Uzun zamandır akvaryumu olan birinin tankından biraz su alıp yararlı bakterileri ilave etmek de bir yöntemdir. Ne yazık ki parazit ya da hastalık taşıma gibi riskleri de içinde barındırır.

Balıkların Etkisi

Bazı balıklar çok fazla kirletip sudaki değerlerde fazlaca değişime yol açarken bazıları o kadar az kirletir ki bitkileri besinsiz bırakır. Akvaryum, başından anlatmaya çalıştığımız gibi, uzun uzun planlanması gereken çok ince bir sanattır. Sudaki amonyak hayvanlar için doğrudan öldürücüdür. Nitrit, solungaçlarına ve yüzgeçlerine yanık benzeri çok ciddi ve ölümcül hasarlar verir. Nitrat aşırı değerlerde olmadıkça ve bitkiler tarafından kontrollü tüketildiği müddetçe çok sorun olmaz. Ancak yumuşakça ve eklembacaklılar nitrata karşı da çok hassastır. Böyle durumlarda temizliği dikkatle gerçekleştirirken besinsiz kalan bitkilere destek için gübreleme yapmanız gerekebilir. Gübrede ağır metallerin bulunmaması çok önemlidir.

Bazı türler suyu diğerlerinden daha fazla kirletir.

Su değerlerini ölçmek için turnusol setlerini ya da sıvı testleri kullanabilirsiniz. En önemli testler nitrat, nitrit, karbon sertliği, genel sertlik, pH, klor gibi değerleri gösterir. Türden türe sertlik ve pH değerlerinin değişmesi gerekse de çoğu tür nötr suda zevle yaşabilir. Aslında akvaryumdaki su değerlerini korumanın en doğru yöntemi şebeke suyundan kaçınmaktır. Değer tablosunu inceleyerek aldığınız şişe ya da damacana suyu akvaryuma koyup gereken değerlere erişene kadar hafif kimyasal katkılar kullanabilirsiniz. Akvaryuma en azından her hafta ekleyeceğiniz bu suyun her seferinde tanktakine yakın değerlerde olması gerekir. Haftalık rutin %25 su değişimi önemlidir. Aşırı gerekli olmadıkça kesinlikle bütün su değiştirilmemelidir. Bozulan değerlerde bile en fazla %75 civarı su değişimi önerilir.

Dekorasyon ve Yemleme

Akvaryuma konulmadan önce her şey yalnızca suyla yıkanır ve sabun ya da deterjan kesinlikle kullanılmaz. Bazı dekorasyonları üzerindeki parazit ya da doğal maddelerden arındırmak için, bazı odun parçalarının batmasını sağlamak için, birkaç gün suda bekletmek ya da bir süre kaynatmak gerekebilir. Zemin malzemesini ne kadar yıkarsanız yıkayın akvaryum doldurulduğunda bulutlu ve sisli bir manzara bırakabilir. Bir gün içerisinde geçecektir. Bu süreçte balıkları ilave etmenize hala çok olduğu için endişelenmeniz gerekmiyor. Koyduğunuz dekorasyonun kalsiyum karbonat içeren kayaçlardan oluşuyor olması suyunuzu sertleştirerek bazı gelecek sorunlarına yol açabilir.

Tankınızın sakinlerini bildiğiniz markaların kaliteli yemleriyle beslemeniz onların ve akvaryumun sağlığı için önemlidir. Birçok hastalığın ve parazitin kalitesiz yemlerle bulaştığını anımsamanız gerekir. Öte yandan genel olarak az beslenmiş bir tank, fazla beslenmiş bir tanktan daha sağlıklıdır. Yem fazlalığı parazitlerin üremesine ve değerlerin aşırı olumsuz değişmesine neden olur. Genel kural balıklarınızı her gün iki dakika içerisinde tüketebilecekleri kadar besinle beslemektir. Fazla yemler en fazla beş dakika içinde kaldırılmalıdır.

Temellerine girdiğimize göre şimdi akvaryum çeşitlerini inceleyebiliriz.

1. Japon balığı akvaryumu

Japon balığı akvaryumu, hayvanseverlerin savunduğunun aksine bir fanus da olabilir. Ancak büyük olasılıkla donanımı tam olan dev bir fanusa ihtiyaç duyacaksınız. Zira Japon balıkları, kuyruk dahil her 2,5 cm uzunluğa karşı 11 litre alana gereksinim duyar. Yani diyelim ki biri 5, biri 6 ve biri 8 cm uzunluğunda üç balığınız var:

5 + 6 + 8 = 19 cm yapar.
19 cm / 2,5 cm = 7,5 tane 2,5 cm uzunluk.
7,5 x 11 litre = 83,6 litre.

Bu ölçülerdeki üç balık için en az 83,6 litrelik bir tanka gereksinim duymaktasınız. Sıradan bir Japon balığının 30 santime kadar büyüyebildiğini düşünürseniz tek bir yetişkin balık için 132 litre alana ihtiyaç duyacaksınız. 76 cm x 36 cm x 57 cm ölçülerindeki bir tankta bir tanecik Japon balığına bakabilirsiniz. Evlerinizdeki fanuslar sıklıkla bundan çok ama çok daha küçüktür. Dahası, Japon balıkları sosyal hayvanlardır. Yani üç küçük balığınız için birkaç yıl içerisinde 400 litreye yakın bir tank bulmanız gerekecek. Genelde 20 yaşlarını rahat görürler.

Süslü Japon balıkları.

Japon balıkların başka tür balıklarla, hatta kendi cinsi dışındaki Japon balıklarıyla ve hatta canlı bitkilerle bir arada tutulması önerilmez. Aslında son derece barışçıl olmalarına rağmen beklenmedik davranışlar gösterebilmektedirler. Kendilerinden yavaş arkadaşlarının kuyruklarını ısırabilir ve birkaç tür dışında tüm bitkileri köklerinden sökebilirler. Canlı bitki yerine plastik bitkinin kullanılmasının önerildiği ender canlılardandır. Genel akvaryumların aksine Japon balıkları aslında havuz balıkları oldukları için ısıtıcısız yaşayabilirler. Ilıman iklim kuşağında yaşıyorsanız oda içinde baktığınız bir Japon balığı tankına ısıtıcı koymanız gerekmemektedir.

Japon balıkları her düzeyde yüzer ve onları sıklıkla zeminde düşen yemleri ararken görebilirsiniz. Çakıl ve kumları ağızlarına alıp geri bırakırlar ve bu sırada boğazlarına takılmaması için zemin malzemesinin iri olması önemlidir. Böylece balık yerinden oynatamaz. Tankta uygun boyut ve spektrumdaki bir ışığı günde 12 saat açık bırakmanız balıkları mutlu edecektir.

Bu balıklar çok fazla kirlettikleri için güçlü bir filteye gereksinim duyacaksınız. Ayrıca doymak bilmezdirler ve sürekli yerler. Daha küçük olan balıkların yeterli beslendiğinden ve zorbalık görmediğinden emin olun. Günde bir ya da iki besleme yeterlidir. Verdiğiniz yemin yüzeyde kalıp batmayan bir tür olması, balıklarınızın hava yutmasına ve huzursuz olmasına neden olabilir. Bir süre sonra batan ve suda çoğunlukla asılı kalan pelet yemler kullanabilirsiniz.

Bazı Japon balıkları ve koiler sahiplerinin elinden yem yemeyi öğrenebilir.

2. Tropikal Akvaryum

Tropikal balıklar çok küçük ya da büyük olabilir ve mükemmel biyoçeşitlilik gösterirler. Çoğumuzun alışık olduğu lepistesler, diğer canlıdoğuranlarla birlikte bu sınıflandırmada yer alır.

Tropikal akvaryumunlar tamamen tuzsuz ve bazen de az miktarda tuzludur. Balıklarınızın türüne göre bunu göz önünde bulundurmanız gerekli. Parazit tedavisinde kullanılan tuzlu suyu hemen her tür kolay geçiştirebilse de tropikal dip balıkları, kabuklular ve yumuşakçalar tuzlu suya karşı aşırı hassastır.

Aslında çok yaygın ve renkli bir görüş sunsalar da hastalık ve parazitlere en açık, en zahmetli akvaryum türüdür. Çiklitler, melek balıkları, diskuslar, moliler, betalar, kedibalıkları ve kılıçkuyruklar bu grup içerisinde yer alan bazı türlerdir. Japon balıklarından çok daha küçük tanklarda sağlıklı koşullarda yaşayabilirler.

54 litreden küçük akvaryumlar nano tanklardır.[3] Bu boyutlarda bir tankınız varsa küçük tropikal balıkları besleyebilirsiniz. Nano tankların renkli ve güzel sakinleri olan neon tetralar, sürü halinde yaşayan ve hiçbir balık türünün yetişkin bireyleri için tehdit oluşturmayan canlılardır. Esaret altında on yıla kadar yaşamalarıyla bilinirler ki bu boyuttaki bir balık için hiç de fena bir zaman değildir. Fakat üretilmelerinin zor olduğu bilinmektedir. Aslen çoğunluğu Peru’da bulunan Amazon nehir kollarında yaşayan bu balıklar doğada yakalanarak dünyaya ihraç edilir. Merak etmeyin, akvaryumcunuzdan aldığınız neon tetranız büyük olasılıkla esaret altındaki türlerin yavrularındandır.

Dünyalar güzeli neon tetralar.

Tetralar gerçekten de mükemmel balıklardır. Çok az kirletirler ve bakımları kolaydır. Yeni başlayanlar için önerilirler. Ayrıca çok zengin bir aile olan tetragiller (Characidae), pirana gibi türleri de içinde barındıran dişli balıklardır. Sürü balığı oldukları için en az 6-10 birey tutulması gerekmektedir. Hafif asidik suda yaşayan neon tetraların doğal yaşam alanı, nehre düşen yaprak ve odun parçalarının suya saldığı kahverengiye dönük bir kimyasal olan tanen açısından zengindir. Tankınıza yaşadıkları habitata uygun bitkiler ve odun parçaları koyarak onları çok mutlu edebilirsiniz. Fırsatçı balıklardır ve hemen her şeyi yerler. Üstelik doyduklarında yemeyi bırakırlar. Yere düşen herhangi bir yem balıklar tarafından tüketilmeyecektir. Neon tetralar genelde av durumunda olduklarından kendilerine tehdit oluşturmayan tüm türlerle beslenebilirler.

Tropikal tankınız yosun oluşumuna elverişlidir. Buna karşı salyangoz, karides gibi çürükcül ve yosun yiyen türler kullanabilirsiniz. Genelde yosun yiyen canlılar yalnızca bir ya da birkaç tür yosun yediklerinden, farklı türleri tüketen canlılar koymanız spesifik sorununuzu çözebilir. Zira bugüne kadar bildiğimiz 34.000 civarı su yosunu türü vardır.[4]

Siyam yosun yiyici (Crossocheilus oblongus), Güneydoğu Asya’ya özgü, nehirlerin diplerinde yaşayan bir sazan türüdür. Akvaryumlarda gösterdiği üstün yosun temizleme performansından dolayı iyi bir seçimdir. Uçan tilki ve Çin yosun yiyici gibi çok benzer türlerle karıştırmadan aldığınız hakiki bir Siyam yosun yiyici, çok hareketli bir mizaç sunarak akvaryumunuzu ilgi çekici kılacaktır. 12-16 cm kadar büyüyüp 10 yıla kadar yaşayabilirler. Akvaryum dışına zıplamalarıyla ünlü oldukları için mutlaka kapak gerekir. Siyam yosun yiyiciyi havuzda da besleyebilirsiniz. Biraz histerik bir balıktır ve odada yaptığınız ufacık bir hareketle bile sıçrayacaktır. Kendi türlerine karşı agresif olmakla birlikte diğer türlere karşı olan tavrı, balığın bireysel karakteriyle ilgilidir. Çoğunlukla barışçıl kabul edilirler.

Kiraz karides.

Akvaryumun doğal temizlikçilerinden karidesler de balıkların ağızlarıyla ulaşamadıkları kadar küçük alanlara girip derinlemesine temizlik sağlayabilirler. Kiraz karidesler küçük, dayanıklı ve kolay üreyebilen türlerdir. Donanımı tam olan 7 litrelik küçücük bir tankta bile tek başına 15-20 karidese rahatlıkla bakabilirsiniz. Çabuk ölmelerine rağmen yüksek üreme hızları sayesinde nüfuslarını dengede tutarlar. Kabuk değiştiren bir karides, yassı solucan gibi parazitlerin saldırısına çok açıktır. Eğer nedenini bilmediğiniz bir şekilde ölen (hatta bazen bir kısmı yenmiş bulduğunuz) karidesleriniz oluyorsa, büyük olasılıkla akvaryumunuz planarya istilası altındadır. Planaryalar biyoloji dersinizden anımsayacağınız yassı solucanlardır. Kabuk değiştiren ve teni tehditlere açık hale gelen karideslere temas ettiklerinde onları felç eder ve canlı canlı tüketirler.

Tropikal akvaryumunuzda kullanabileceğiniz bir diğer yardımcı ise salyangozlar. Bayağı salyangoz ya da koçboynuzu gibi türler çoğunlukla aldığınız bitkilere yapışık olarak gelip parazitik çoğalırlar. Salyangozlar hermafrodittir. Yani iki birey cinsiyetsiz olarak üreyebilir – gereken cinsiyete bürünebilir. Tek bir birey üreyemez. Salyangozlar başa çıkması zor parazitler olduğu için bir birey olarak tutmanızda yarar vardır. Öte yandan çoğunlukla yetişkin balık ve kabuklulara saldırmazlar ve göz zevkinizi bozduklarını düşünmüyorsanız akvaryuma büyük yararlar da sağlayabilirler. Türlerin hemen hepsi birbiriyle uyumlu olsa da bazı balıklar salyangozları, bazı salyangozlar da birbirlerini kıtır kıtır yiyebilmektedir.

3. Deniz Akvaryumu

Akvaristlerin profesyonel olanları, resif akvaryumu ya da tuzlu su akvaryumu da denen bu türe soyunabilirler. Çok daha masraflı ve ince hesaplanması gereken bu akvaryum sistemi, şaşırtıcı şekilde, rutin bakımı için diğer hepsinden daha az emeğe gereksinim duyar. Tuzlu su antiseptik özelliği nedeniyle patojen üremesine engel olur.

Bir okyanus yavrusu yaratmak için, öte yandan, sürekli dalgalar oluşturacak ve yüzeyde birikecek biyofilmi emecek protein çekici edevatlar gibi beklenmedik ekstra donanımlara gereksinim duyacaksınız. Deniz akvaryumlarında bitkiler değil, üzerinde dormant bakteri kültürü bulunduran canlı kayalar ve mercanlar, anemonlar vardır. Bütün bunlar bir kenara, donanımı tam olan bir nano tankı da (30 litreden aşağı olmayacak şekilde) bazı çok küçük tuzlu su canlılarının yuvası olacak şekilde düzenleyebilirsiniz.

Çoğunlukla iki türü akvaryumlarda bakılan palyaço balığı, “anemon balığı” olarak da adlandırılır.

Tanklarda en kolay ve yaygın yetiştirilebilen tür olan palyaço balıkları genelde çift olarak bakılır. Tuhaf şekilde çok büyük tanklarda tutulduklarında bile yalnızca bir köşeyi mesken edinip o civarlarda yaşarlar. Kendilerini güvende hissetmeleri için tankta bir anemon yetiştirmelisiniz. Mavi cerrahbalıkları da uzun ömürlü ve dayanıklı olmaları nedeniyle deniz akvaryumlarının gözde üyelerindendir. Öte yandan büyük boyutlara ulaşabildikleri için bakımları masraflı olabilmekte.

4. Havuz

Havuz ya da gölet, bahçelerde süs amaçlı ya da üretim için kullanılan geniş su birikintisidir. Yosun yiyiciler, golyan balıkları, Japon balıkları, yeşil sazanlar, koiler, mersin balıkları gibi çoğunluğunu dip ve sığ su balıklarının oluşturduğu türler bu tür koşullarda sağlıklı ve mutlu yaşayabilirler.

Koi balıkları.

Bahçenize bir havuz kurmanız uzun ve pahalı hazırlıklar gerektirir. Oldukça güçlü bir filtre sistemine ve yüzey emicisine gerek duyarsınız. Öte yandan bakımı uzun ve zahmetli olsa da herhangi bir ev tipi akvaryumdan daha seyrek bakım gerektirir. Havuz tamamen yosun olsa bile nitrojen türevleri tavan yapmadığı müddetçe balıklarınız gayet memnun kalacaktır. Yaz aylarında haftalık bakteri kültürü ekleyip, sonbaharda yaprakları temizlemeniz ve herhangi bir nedenden dolayı kışın havuz donarsa üzerindeki buzu kırmanız gerekir. Havuz balıklarının çoğu, hava sıcaklığı 12 derecenin altına düştüğünde kış uykusu benzeri bir uyuşukluk dönemine girer ve bu dönemde beslenmezler. Bu döngüyü bozmamak için çıkarılıp iç mekana getirilmemeleri gerekir.

Fakat havuz balıklarını, ev balıklarından ayıran büyük tehlikeler de vardır. Bazı kuşlar balıklarınızı yiyebilir. Ve koi ya da Japon gibi balıklar pek de kamuflaj ustası sayılmazlar.

5. Paludaryum

Paludaryumlar, Latince çamur/bataklık anlamına gelen “palus” ve kapalı kap anlamına gelen “-arium” ekiyle oluşmuş olan yarısulak tanklardır. İçerisinde bütün bir tatlı su balığı çeşitliliğiyle birlikte karides, yengeç, kurbağa, semender, kaplumbağa ve hatta yılan gibi canlıların da bakılabilmesini sağlayan zengin bir mikro bataklık ekosistemidir.

Genel bir kural olmamakla birlikte tankın %30 civarında suyla dolu olması ve yarısucul canlıların dilediklerinde dinlenebileceği yerler bulunması çok önemlidir. Ancak farklı hayvan gruplarına özgü canlıların (sürüngenler, balıklar, ikiyaşamlılar, omurgasızlar vb.) birbirleriyle olan uyumu göz önünde bulundurulmalıdır. Dilerseniz ve zaman/finans durumlarınız yeterliyse oldukça büyük bir paludaryum tankının iki ucunu teraryum ve akvaryum olacak şekilde ayırabilir, küçük ama çok zengin bir biyoçeşitliliği bir arada tutabilirsiniz.

Kaynakça:
1. La Socit (1871-1881), Bulletin de la Socit d’acclimatation, sf: 36
2. Massive Science, Where Do Aquarium Fish Come From?
3. Aquasabi, The World of Nano Aquariums.
4. MD Guiry (2012), Seaweed, sf: 1.