Mavi Dalgaların Kokusu – Atina ve Korfu

Kadim komşumuz Yunanistan, ortak kültürel değerlerimiz ve bakış açımızla bizi evimizde hissettiriyor. Buna çarpık kentleşme, bazı fırsatçı satıcılar, balık tezgahlarında mesai bitimi bekleyen sokak kedilerini de ekleyince karşı kıyıda bu kadar tanıdık duyumlar yaşamak tatlı bir rahatsızlık da verebiliyor.

Bütün dünyada turizm açısından en ünlü ülkelerden biri olmasına rağmen yılda aldığı turist sayısı Türkiye’nin yarısı kadar. Bunun bazı nedenleri; Türkiye’de Yunan uygarlığına dair en önemli eserlerin çoğunun olması, sahiplenilen yiyeceklerden pek çoğunun zaten Türkiye’ye ait olması, fiyat bakımından yaklaşık aynı düzeyde olmalarına karşılık Yunanistan’ın tamamen bir Akdeniz ülkesi, Türkiye’nin ise çok daha geniş topraklarda benzersiz deneyimler sunuyor olmasıdır.

Mavi mavi Atina.

Yanlış anlamayın, yılın hemen her günü pırıl pırıl gökyüzü, akuamarin rengi gelgitlerin sedef gibi parlayan yakamozları (dilimize Rumca “diakamos” sözcüğünden geçmiştir), solgun renkli, bol çiçekli sokaklarıyla çok güzel bir ülke Yunanistan. Dillere destan, hatırlara hasret adaları var. Aradaki rekabetten uzak kalmaya çalışarak sıralanan nedenler ziyaretçilerin Yunanistan ve Türkiye arasındaki tercih nedenlerinden bazı seçmeler. Ülkemizdeki en büyük turistik yerlerin çoğu Yunan ya da Roma dönemlerinden kalmadır ve Türk tarihiyle başlayan hiçbir bağı yoktur – Yerebatan Sarnıcı, Kız Kulesi, Ayasofya, Ege ve Akdeniz’deki neredeyse tüm insan yapımı eserler de dahil olmak üzere.

Yunanistan’ın kendine mal etmeye çalıştığı bazı ürünler baklava, lokum, nazar boncuğu, Türk kahvesi, yoğurt, börek, döner, cacık… Yoğurt ve böreğin adları eski Türkçe’den geliyor. Döneri Angela Merkel Alman yemeği ilan ettiğinden beri bu konuda konuşulacak fazla şey kaldı mı bilinmez…

Nazar boncuğunun kökeni tam olarak bilinmemektedir.

Baklava ve Türk kahvesi UNESCO tarafından Türkiye’nin dünyaya mal olmuş mirası olarak tescillenmiştir. Lokumun Türk kökeni bütün milletlerde bilinse de, Yunanistan’da “geleneksel Yunan tatlısı loukoumi” adıyla pazarlanmakta. 1960’lara kadar ülkede Türk kahvesi olarak bilinen bayağı kahvenin adı, Türkiye’nin Kıbrıs çıkartması sonrası protesto amaçlı Yunan kahvesi olarak değiştirilmiş. Dillerinden Türk’ü silmeye çalışmışlar. Oysa bin yıllık etkileşimin ardından her iki toplum için de dillerindeki ödünç sözcükleri, damaklarındaki enfes tadı silmek olanaksız. Nazar boncuğu çok geniş bir coğrafyada binlerce yıldır kullanıldığı için Akdeniz’den mi, Orta Asya’dan mı, Mezopotamya’dan mı, Mısır’dan mı geldiğini söyleyemiyoruz. Gözü mavi renkle kullanmaya başlayanın Türkler olduğu düşünülüyor.

Yunanistan, fazlasıyla adayla birlikte kendisi bir yarımada. Asıl Akdeniz yaşamı bu irili ufaklı adalarda bulunuyor. Atina, dünyanın hala kullanılan en eski başkentlerinden. Adalardan daha az egzotik, yanlış ve can sıkıcı bir seviyede daha oryantal. Trafik ışıklarının azlığı, yasadışı taksiciler, yüksek sesle bağıran insanlar, sallanarak ve çok yavaş giden tramvaylar, fiziksel temasta bulunan dilencilerle Türkiye’yi pek aratmıyor. Antik bilgelikten yoksun bir yerlerde hayrete düşüyorsunuz. Ankara gibi yeni bir başkentle hemen hemen aynı sayıda rota sağlıyor.

Atina’daki her yeri görmek için iki gün yeterli. Kent küçük olmasına karşın genel ziyaret yerleri birbirinden uzak. Yürüyerek gitmek çok kolay olmuyor. Gitmişken görmeniz gereken iki yer Akropolis ve Ulusal Arkeoloji Müzesi.

Tadilat sırasında bile nefes kesiciliğini yitirmeyen Antik Yunan mimarisi.

“Yukarıdaki Şehir” anlamına gelen Akropolis, yalnızca Atina’da kullanılan bir ad değildir. Yunan ve Roma altındaki hemen hemen tüm büyük kentlerin benzeri bir tapınak zirvesi bulunurdu. Önemi ise demokratik uygulamaların doğduğu yer olması. Bölge halkını ilgilendiren konular burada halkın oylamasına sunulurdu. Her ne kadar bir tapınak da olsa, diğer Yunan tapınakları gibi, amaç tapınmak değil, tanrı ve tanrıçaları onurlandırmaktı.

Nike Tapınağı ve inanılmaz sütunları.

Tanrıça Athena’ya ithaf edilmiş olan ana tapınak Parthenon, içinde iki yüz yıl bir Osmanlı camisi barındırmış. Osmanlı’nın aldığı bölgelerdeki kilise ve tapınakları, yapılarına zarar vermeden cami olarak kullandığı -Ayasofya gibi- biliniyor. Ne yazık ki sonraları silah deposu olarak kullanıldığı için bir patlama sonucu Panthenon’a zarar vermiş. Sol tarafta ise Nike Tapınağı’nı görüyorsunuz. Sütün başları dorik ya da iyonik. Akropolis’in geneli gibi o da yaklaşık 2.500 yıllık.

Karmaşık duygular uyandıran Atina panoraması.

Yüksek fiyatın, uzun tırmanışın, kalabalık içinde soluksuz kalmanın ardından birkaç kalıntı görmek ve Atina’ya tepeden bakmak sizi tatmin eder mi bilemeyeceğiz. Yine de şehrin sembolü olduğunu hatırlatmak yararlı olabilir.

Ulusal Arkeoloji Müzesi.

Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde Yunan toplumu kadar eski diğer uygarlıkların da izlerini buluyorsunuz – Persler gibi. Yeryüzünün her yerinde Yunan eserleri bulunsa da burada hatrı sayılır bir çömlek ve bronz heykel koleksiyonu bulunuyor. Müze göründüğünden daha küçük.

Kırılan bazı eserler daha büyük bir sanat eseri haline gelebilir.

Bronz dışında pek çok mermer, taş, hatta kil eserlere rastlıyorsunuz. Bronz ve kilin binlerce yıl korunması ilgi çekici bir şey. Bu tür eserler çoğunlukla zamanla çürür ya da kaybolur. Buradaki eserler son derece eski olduğundan neredeyse hepsi kırılmış ya da eksik. Bu bazılarına daha büyük bir sanat eseri statüsünü kazandırmış.

Korfu’da gün akıp giderken.

Korfu ise küçük bir ada olmasına karşın haddinden fazla insan barındırıyor. Zeytinyağı sabunu, havlu, doğal sünger, eşek sütü sabunu, kamkat likörü, uzo gibi ürünler her mağazada karşınıza çıkıyor. Bir Türk giyim markasının mağazası da büyük meydanlardan birinin yanında bulunuyor. Fiyat Türkiye’yle hemen hemen aynı.

Belki de birkaç hafta içerisinde solacak olan güzel balkon çiçekleri.

Atina’dan çok daha huzurlu. Bir yerlerde oturup kahve içebilir, balkon çiçeklerinden dökülen taç yapraklarını izleyebilirsiniz.

Yunan bayrağı, krallığı terk ettikleri çağdaş zamanlardan beri, rüzgarla dalgalandıkça, insanlarına Ege’nin masmavi dalgalarını, yasemin kokularını ve narenciye tadını anımsatıyor. Ve Yunanistan, üzerinizdeki kara bulutlara aldırmadan, üç bin yıldır size bir ince zeytin dalı, bir tutam güneş armağan ediyor.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.