Bir Gezi Yazısı: Amsterdam ve Lahey

Hollanda yüzölçümünün küçüklüğüne rağmen dünyada ekonomik, sosyal ve kültürel olarak adını duyurmuş bir ülkedir. Ortaçağ’da kendine has akımlarla tarihe adını yazdırmıştır. Kimine göre günahların, kimine göre özgürlüklerin ülkesidir. Popüler inancın aksine ise lale, Anadolu ve Orta Asya’ya özgü bir bitki.

2001 yılında eşcinsel evliliği bütünüyle yasallaştıran ilk ülke olmuştur. Tüm cinsiyetlerin eşitliğine olan desteği, binaların, bazı meydanların gönderlerindeki çeşitli cinsel grup bayraklarından anlaşılıyor. Felemenklerin öncülük ettiği bir diğer şey de havuçlar. Turuncu Felemenk havuçları üretilip yaygınlaştırılmadan önce havuçların yeryüzündeki dağılım rengi bulunduğunuz yere göre kırmızıdan mora ve beyaza kadar değişkenlik gösteriyordu.

Denizaltı, teleskop, mikroskop ve CD, Felemenk buluşlarından bazıları. Bluetooth teknolojisi de İsveçli bir marka için Hollanda tarafından geliştirilmiş bir teknoloji. Adı İskandinav tarihine gönderme içeriyor. İsminin aksine o ünlü traktör markası ise Amerikan bir şirket.

Amsterdam’dan tipik ve klişe bir kış görüntüsü.

Kent Yaşamı

Amsterdam sokaklarında gezerken kendinizi serin esintiye rağmen sıcacık hissediyorsunuz. Konutlar ve binalar kanal kıyılarında birbirine bitişik ve aslında farklı da olsalar karakteristik bir uyum içerisindeler. Herhangi bir kanalın civarında aynı manzarayla karşılaşıyorsunuz. Kendinizi mutlu ve özgür hissediyorsunuz. Olumsuz yanıysa biraz kalabalık olması.

Ülkenin çoğu deniz seviyesinin altına inşa edilmiş, suyun içeri girmesini engellemek için setlerle destekleniyor. Aslında Amsterdam, Rotterdam gibi şehirlerdeki “-dam” takısı set anlamında kullanılıyor. İlk başta o kadar şaşırtıcı gelmese de bu, plajlara ulaşmak için yokuş çıktığınız anlamına geliyor. Tarihlerinde setlerin çökmesiyle on binlerce insanın boğularak can verdiği kazalar vardır.

İnsan nüfusunu aşar gibi görünen bisikletler.

Ülkede bisiklet en büyük önceliğe sahip ulaşım aracı. Trafikte her zaman geçiş üstünlüğü var ve bir bisikletliye çarpmanın cezası çok ağır. Hemen herkesin bir bisikleti var. Sokakların bisiklet parkları birbirinin aynı olan bisikletlerle dolu. Yüzlercesini bir arada görmek çok normal bir durum.

Sanat

Hollanda’da da Avrupa genelinde olduğu gibi Yahudi soykırımına karşı bir hassasiyet var. Bu nedenle yok olmadan kalan eserleri özenle toplayıp tarihi gelecek nesillere göstermeye çalışıyorlar. Yahudi Tarihi Müzesi bir müze, sinagog ve daha pek çok bölümden oluşan bir kültür kompleksi. Çok kalabalık bir yer olmadığı için ilgi alanınıza uymasa da bir göz atabilirsiniz. Müze içerisinde sünnet araç gereçlerinden Tevrat el yazmalarına, gümüş detaylı giysilere kadar çok ilginç şeyler var. Müzede interaktif ve çok saçma bir oyun sistemi de var.

Geleneksel Felemenk kostümlü figürler, aynı tabloyu dokuzuncu kez gördüğünüzü hissettirebilir.

Rijksmuseum Avrupa’nın en ihtişamlı müzelerinden biri. Müzedeki portrelerde ana olarak geleneksel ortaçağ Felemenk tiplemeleri görüyorsunuz. Ruf yakası dışında büyük şapkası bile kapkara olacak şekilde giyinmiş erkek portreleri, aynı resmi dokuzuncu kez gördüğünüzü hissettirebilir.

Hollanda’nın altın çağı sanattaki zirvesiyle birlikte Tulipmania (Lale Çılgınlığı) ve denizcilik inovasyonunu içerir. Felemenkler asırlardır denizci bir toplumdur ve denizcilik kültürüne katkıları olmuştur. Efsanevi kayıp gemiye denizciler tarafından takılan Uçan Hollandalı adı bunu gösterir. Günümüzde hala Avrupa’ya denizaşırı gelen mallar Rotterdam limanına iner.

Rembrandt’ın Gece Devriyesi tablosu, 1642.

Müzede bütün bu altın çağı, İznik’ten bile satın alınıp birilerin koleksiyonuna katılmış ve sonra sergilenmeye başlanmış seramikler göreceksiniz. Japonya etkisini gösteren sayısız parça da var En önemli eser, sanat tarihi için de değer arz eden Gece Devriyesi’dir.

Amsterdam, adını bile bilmeden kendinizi içine attığınız müzelerle doludur.

Amsterdam’da Van Gogh müzesi ve pek çok ilginç yerel müze de yer alır. Amsterdam Şehir Kartı alarak 48 saat boyunca neredeyse bütün müzeleri gezebiliyor ve toplu taşımayı kullanabiliyorsunuz. Otobüs ve tramvaylardan inerken de kartınızı okutmanız gerekiyor.

Lahey, Hollanda Krallığı’nın anayasal değil ama efektif başkentidir.

Krallığın Sınırları

Hollanda’nın okyanusun öteki ucundaki Karayipler’de de toprakları var. Hollanda Antilleri olarak adlandırılan takım adalar Aruba, Curaçao, Sint Marteen gibi toprakları kapsar. Hollanda Krallığı’na bağlı adalardır ve bütün uluslararası ilişkileri krallığa bağlıdır. Her ne kadar ülkenin başkenti Amsterdam da olsa kral Lahey’de yaşamaktadır. Burası bir nevi monarşın başkentidir.

Vermeer’in İnci Küpeli Kız tablosu, 1665.

Lahey, Amsterdam kadar canlı olmasa da çok daha az insanla, sakin barları ve oturma alanlarıyla kafanızı tam olarak toplayabileceğiniz bir yer. Müzeleri sanat meraklıları için çıldırtacak güzellikteki eserlerle dolu. Johannes Vermeer’in İnci Küpeli Kız tablosu burada, Mauritshuis’te bulunuyor. Bu tablonun özelliği hayali bir figür olması. Başındaki örtü ona daha şark tarzda bir görüntü katıyor. Vermeer ustaca bir ışık oyunu kullanarak burun için sınır çizgilerini belirlememiş. Yani resmin pek çok yerini aklınız kendiliğinden tamamlıyor. Bu da çoğunlukla estetik bir şekilde görmenizi sağlıyor. Bu karakteristik, boyun gibi başka küçük detaylarda da kullanılmış. Tablonun sanatçılar arasındaki adı “Kuzeyin Mona Lisa’sı”.

Amsterdam ve Lahey, puslu ufukları, damar damar yayılan kanalları ve serin yağmurlarıyla yüreğinize sıcak bir tutam gazel yaprağı gibi düşüyor.