Bir Gezi Yazısı: Paris

Özel dikim modanın, emperyal ve çağdaş Fransa’nın başkenti, ülkeye her yıl akın eden doksan milyona yakın turistin en sık ziyaret ettiği şehir. Cezayir’in en küçük kasabasından Seul’un metropolitan merkezine kadar tüm insanlar için belki de ziyaret etmek üzere en çok arzulanan yer. Peki Paris’te romans ve ışıklar söylenildiği kadar büyüleyici mi?

Dünyanın en ünlü yapılarından olan Eyfel Kulesi.

Her ne kadar modern zamanların en popüler kentlerinden olsa da, Paris için bu yeni bir şey değil. Kent aslında iki bin yıl kadar önce Galyalılar tarafından kuruldu. Vikingler, Naziler bu şehri işgal etmiş halklardan ikisi.

Banliyö dışı Paris’te bir sokak.

Parizyenler temizlikleriyle ün salmamıştır. Bunu insanlara birazcık olsun yaklaştığınızda da anlayabiliyorsunuz. Bazılarından hijyenik olmadıklarını belli eden kokular alabilirsiniz. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi yine burada da anal temizlik bilinmiyor. Bunu anlamak için uzman olmanıza gerek yok. Nitekim sokaklar da çok temiz değil. Fazla insanın uğramadığı yerler günlük temizlikle yeterince düzgün görünüyor. Ama özellikle göçmenlerin olduğu banliyö dışı caddelerde rahatsız edici düzeyde atıklar var. Çevreyi en çok kirleten göçmen grubu Güneydoğu Asya göçmenleri. Ülkede çok büyük bir zenci nüfus da bulunuyor.

Ulaşım genel olarak zor değil. Metro hattı yeterince gelişmiş. Hızlı trenlerle uluslarası yolculuk da yapabiliyorsunuz. Demiryolları yetmiş yıl kadardır değiştirilmemiş ve çok soğuk. Ara sıra elektrik sisteminde arıza olduğu oluyor. Trenler çoğunlukla gecikiyor ve çok kalabalık. En kötü yanı biniş aşaması – bir miktar para vererek 5-7 günlük sınırsız bilet alabilir ve her yeri gezebilirsiniz. Turnikelerden atlayarak geçmeye çalışan insanlardan tutun da sizin daha geçmenizi beklemeden arkanızdan ittirerek bastığınız bilet geçişini gasp etmeye çalışanlara kadar bu metro sistemi tam bir ömür törpüsü. Bana rastlamaz demeyin, üç kişiden biri bu şekilde geçiyor. Cazip görünen bu saçmalığı fark eden memurlar yetişebildikleri kaçaklara €120 civarı ceza yazıyorlar.

Bazı lokantalarda tatlı yerine peynir servis ediliyor.

Şehir ne zaman gittiğinizden bağımsız olarak çok kalabalık. Gezmeyi umduğunuz yerlere girişte çok önceden rezervasyon yaptırmak gerek, yoksa kapıda kalmanız olası. Ayrıca pahalı; ve yemek konusunda çok bir beklentiye girmemek gerek. Rafine bir damak tadınız varsa güzel deneyimler yaşayabilirsiniz. Çok çeşitli peynirlerinin çoğu oryantal zevklere hitap etmiyor. Buna rağmen Charles de Gaulle, Fransizlardan“İki yüz kırk altı farklı peynir çeşidine sahip bir millet” diye söz etmiştir – peynirseverlerin gönlünü fethetmiştir.

Eyfel’siz Paris panoraması.

Eyfel Kulesi’nin zirvesine çıkan yüz küsür yıllık bir asansör var, çok da yüksek olmayan bir fiyat vererek içerisindeki tüm katları ziyaret edebiliyorsunuz. İçerisinde restoran, hediyelik eşya mağazası gibi yerler var. Ücretler normalden yüksek. Zirveye ulaşabilirseniz hoş bir manzara sizi karşılıyor. İlk başta gözünüz Paris panoramasında Eyfel’i arıyor. Buraya verilecek parayla bir kafe ya da pastanede güzel birkaç saat geçirebilirsiniz. Bazı insanlar Eyfel’i görmek için can atarken kimi büyük ve estetikten uzak bir metal yığını olduğunu düşünür. Buna görmeden karar verilmemesi gerekli.

Zafer Takı, Şanzelize yakınlarındadır.

Bazı büyük ülkelerde (çoğunlukla emperyal geçmişleri varsa) kemer şeklinde şehir kapıları bulunur. İstanbul Üniversitesi’nde buna benzer bir yapı var. Zafer Takı’nın boyu ise yaklaşık olarak elli metre. Oldukça büyük ve görkemli duruyor. Üzerinde pek çok isim kazılı ve tuhaf şekilde çoğu İtalyan kökenli. Gülünç derecede fazla bir ücret karşılığı yukarıya çıkıp Charles de Gaulle Meydanı’nı izleyebilirsiniz. Ayrıca çok uzun sıralar oluşuyor. Kendisi Şanzelize’nin de yakınlarında bulunuyor.

Şanzelize’de ünlü bir mağaza.

Şanzelize, metropol Paris’in anadamarı ve baş bulvarı. Aklınıza gelebilecek hemen her ünlü markanın mağazası bu cadde üzerinde bulunuyor. Çok miktarda güvercin caddede dolanıyor. Hemen hepsinin ayak parmaklarından birkaçı kopmuş. İnsanların kalabalık olduklarında dikkatsizce üzerlerine bastığı belli oluyor. İlerleyip ara sokaklara girdikçe ünlü markaların adeta birbiriyle yarışır güzellikte ve şaşkına düşürecek düzeyde küçük mağazalarını görüyorsunuz. Ne tuhaftır ki önleri hiç kalabalık değil. Ciddi bir alıcıysanız içeriye girdiğinizde şampanyayla karşılanıyorsunuz. Öte halde kapıdan fotoğrafını çekmeniz bile kötü bakışlarla sonuçlanıyor.

Yokyerden beliren Sarı Yelekliler.

Şanzelize dönem dönem oluşan ayaklanmalara da en fazla tanıklık eden yer. Son zamanlarda etkisini kaybetse de, tamamen normal bir kalabalık içerisindeyken birden çantasından isyan giysilerin çıkarıp ayaklanan bir grubun içerisinde kalabilirsiniz. Gruplar genellikle polis müdahale edene kadar büyümeye devam eder. Fransa BM ve bireysel olarak çoğu ülke tarafından faşistlikle suçlanan bir hükumete sahip.

Fransızlar çoğunlukla İngilizce konuşmayı reddediyor. Hala hayatta olan nesillerin bile anımsadığı bir zamana kadar Fransızca en yaygın yabancı dildi. Bu yüzden gururla nasyonel davranıyorlar. Normandiya Dükü I. William İngiltere’yi işgal ettiğinde birkaç kuşak boyu İngiltere ve Fransa tek monarşın etkisinde kaldı. O zamanlarda resmi dil kavramı var olmamış ve halk hala kendi dilini konuşuyor da olsa teknik olarak 450 yıl boyu İngiliz monarşisinin dili Fransızca olmuştur. İngiliz lisanındaki sözcüklerin yarıya yakını köklerini Frank dillerinden alır.

Marie Antoinette’in nikah kıydığı şapel.

Versay Sarayı, şehrin biraz dışında, satın aldığınız turlarla gezebileceğiniz etkileyici bir yapı. Altın Apollon ve Medusa başı varaklardan ince ahşap oymalara kadar büyük zevk ve zenginlikle döşenmiş olan sarayda, ünlü antlaşmanın imzalandığı yazı masası da Aynalar Galerisi’nde sergileniyor. Birinci Dünya Savaşı yenilgisi ardından Almanya tarafından imzalanan bu antlaşma sonucunda Almanya, Avrupa dışındaki bütün topraklarını ve Avrupa’daki topraklarının %13’ünü kaybetti; bu topraklar Fransa, Çekya, Polonya, Danimarka, Prusya, Belçika ve Litvanya arasında paylaştırıldı.

İçeride bazı önemli sanat eserlerini de görüyorsunuz. Marie Antoinette’in evlilik yemini ettiği şapel de burada bulunuyor. Ekmek olmadığı için pasta kesmişler.

La Gioconda.

Dünya’nın en ünlü müzesi olan Louvre, Paris’te uğruna dökülecek her kuruş ve tere değecek bir yer. Girişi diğer yerlere kıyaslandığında ve görecekleriniz göz önünde bulundurulduğunda gayet uygun. Çok büyük bir yer olduğu için öncesinden görmek istediğiniz eserlerin bir listesini ve nerede bulunduklarını göz önünde bulundurarak gezi planınızı oluşturun. Yoksa hiçbir şeyi bulamadan günü tamamlamanız olası.

İçeride Kana’da Düğün, Halka Yol Gösteren Özgürlük, Horas Kardeşlerin Yemini gibi süper ünlü tablolarla birlikte asıl adı “La Gioconda” olan Mona Lisa da bulunuyor. 1911 yılında müzeden çalınıp sonrasında bir otel odasında yeniden bulunana kadar kimsenin adını bile bilmediği bir tabloydu. Günümüzde kırılmaz cam muhafaza içerisinde belli bir uzaklıktan görülebiliyor.

Miletli Venüs.

Müze’de Antik Roma ve Yunan’dan da tonla heykel bulunuyor. En ünlüleri olan Miletli Venüs ve Semadirek Kanatlı Zaferi, müzeye götürülmeden önce Değirmenlik Adası’ndan İstanbul’a gelmiştir. O zamanlar bulundukları yerler sınırlarımız içindeymiş. Yasal bir süreç mi oldu bilmiyorum ama Louvre İslami Sanatlar bölümünde ülkemizden kaçırılmış çok fazla mozaik var. Diğer ünlü heykeller Uyuyan Hermafrodit, Ölmekte Olan Köle, ve güzeller güzeli, Eros’un Öpücüğüyle Yaşama Dönen Psyche. Müze koleksiyonunun çok büyük bir kısmını da Mısır eserleri oluşturuyor.

15 Nisan 2019 yılında çıkan yangın nedeniyle Notre Dame Katerdali onarılamayacak hasarlar almıştır.

Notre Dame Katedrali ise Seine Nehri’nin kıyısına kurulu muhteşem bir gotik mabet. Dış oymaları ve heykelleri görmeye değer. Zaman zaman içerisinde ayinlere denk gelebilirsiniz. Giriş ücretsizdir. Çoğu katolik kilisesi gibi erkeklerin başını kapatması hoş karşılanmaz.

Dünyaca ünlü tema parkındaki bebek arabaları.

Disneyland Paris, çocuklarla birlikte yetişkinlerin de rüyalarını süsleyen bir yer. Eğlence parklarından ve Disney filmlerinden hoşlanıyorsanız sizin için unutulmaz bir deneyim olacak. Kış aylarında gitmekten kaçının çünkü soğuk gerçekten eğlencenizi mahvedebilir. Yakınında bir de Walt Disney Studios var. Orada çizgi filmlerin tasarım süreci ve animasyon tarihinin kilometre taşlarını görüyorsunuz. İyi bir zamanlamayla bir fiyatından daha az bir paraya iki parka da giriş elde edebilirsiniz.

Disneyland tamamen karakterler üzerine kurulu bir lunapark. WD Studios’ta ise önemli kesitlerle animasyonlar gösteriliyor. Dilerseniz Disneyland yakınlarındaki gardan bir trene atlayıp Londra’ya da gidebiliyorsunuz. Tabi sınırı geçmek için geçerli bir vizeniz olması gerekiyor.