Buzla Ateşin Şarkısı – İzlanda

Eski İskandinav öyküleri, boyutumuzun dokuz dünyaya bölündüğünü anlatır; Tanrıların Evi, İnsanların Evi, Devlerin Evi, Okült Tanrıların Evi, Işık Cinlerinin Evi, Cücelerin Evi, İffetsiz Ölülerin Evi, Buz ve Sis Diyarı, Ateşler Ülkesi. İnançlara göre Buz (Niflheim) ve Ateş (Muspelheim) diyarları uzaklarda bir yerde birbiriyle kaynaşır dururdu. Vikingler dokuzuncu yüzyılda İzlanda’ya ayak basan ilk toplum olduklarında adanın söylentilerdeki yer olduğunu düşündüler.

Topraklar çoğunlukla balçık gibi olsa da ülkede sivrisinek bulunmuyor.

Tarih boyu Norveç ve Danimarka gibi kardeş krallıkların himayesi altında bulunan İzlanda günümüzde ekonomik zenginliği (iflas etmiş bankalarına rağmen), huzur ve özgürlükler ülkesi olarak Avrupa anakıtasından uzak bir konumda bulunmaktadır. Sivil havacılık bu kadar gelişmiş değilken Birleşik Devletler’den Avrupa’ya olan uçuşlar için bir mola durağı olduğundan ABD ile uçuş ağı en az Avrupa kadar gelişmiştir. Yine de tek ulusal havaalanı bulunur ve yalnızca 15 kapılıdır. Çünkü uçuşlar seyrek ve hepsinden öte zordur. Öyle ki uygun fiyatla fena denemeyecek uçuş fırsatı sunan yeni nesil bir havayolu şirketi 2018’in sonlarında iflas bayrağı çekmiştir.

İzlanda’daki tek ana hat olan 1 Numaralı Otoban 1.322 kilometre uzunluğundadır.

İzlanda’da ulaşım için ne gelişmiş bir karayol hattı ne de demiryolu bulmak mümkün. Bütçeniz el veriyorsa 80 küsür havaalanı arasında ulaşım sağlayabilirsiniz. Yine de masraflı olması dışında uçuşların stresli, sallantılı ve türbülanslı geçtiğini aklınızda bulundurun. Birkaç farklı otelde konakladığınızda bir haftadan kısa sürede her yeri görebilirsiniz. Bunu sağlamanın en iyi yolu havaalanında bir araç kiralamak. Böylece geri dönüş için havaalanına ulaştığınızda aracınızı teslim edebiliyorsunuz. Oldukça yaygın olduğundan araç kiralama sistemi epey gelişmiş. Ülkede yalnızca bir otoban bulunuyor. Eğer çevrimiçi haritalardan bakarsanız neredeyse bütün şehirlere uğrayan ve hiçbir sapağı olmayan çembersi bir otoyol görüyorsunuz. Kasıtlı olarak turistlerin en çok uğradıkları rotalar üzerine kurulmuş planlı bir sistemdir. Böylece en kuzeydeki başkente sahip olan bu ülkeyi kolaylıkla gezinebiliyorsunuz.

Bir Orta Dünya masalı.

“Foss” İzlandaca’da çağlayan anlamına gelir. İlk dakikalardan itibaren gördüğünüz her yazıya disleksi perspektifinden yaklaşmaya başlasanız da zamanla ne içerdiklerini fark edebiliyorsunuz. Háifoss (Uzun Çağlayan), Svartifoss (Kara Çağlayan), Skogafoss (Yılan Çağlayanı – eski dilden gelir), Gullfoss (Altın Çağlayan) bunlardan yalnızca birkaçı. Herhangi birini ziyaret etmeyi düşünüyorsanız bütün giysilerinizin (pantolon dahil) su geçirmez olması çok önemlidir. Çünkü yüksek hızda esen rüzgar, su damlalarını ve sisi tahmin edeceğinizden daha fazla üzerinize püskürtebilir. Ve hava büyük olasılıkla 25 derece santigrat olmayacaktır.

Tektonik kırılmalar sonucu oluşan keskin kayalıklar yürüyüşleriniz için tehlike arz edebilir.

Her ne kadar adeta bir elf masalında hissetseniz de her adımınızı çok dikkatli atın. Yamaçlardaki kayalıklar şaşırtıcı derecede keskin hatlı ve kaygandır. İzlanda, dikkatsizlikler nedeniyle en fazla turist ölümünün yaşandığı ülkelerden birisi. Turistlerden bazıları, bir önceki yolculuklarında burada yitirmiş oldukları sevdiklerine yazdıkları veda mektuplarını yamaçlara bırakıyor.

Haukadalur Gayzer Kompleksi’ne tamamen su geçirmez giysilerle girmeniz gerekiyor.

Deniz tabanındaki sıradağların iç içe geçip yükselerek oluşturdukları volkanik bir ada olan İzlanda, jeotermal kaynaklar açısından son derece zengindir. Yaklaşık olarak bütün dillerde belli bir biçimde bulunan “gayzer” sözcüğü köklerini İzlanda dilinden alır. Haukadalur, gayzer bahçeleri diyebileceğiniz, irili ufaklı pek çok sıcak su volkanından oluşan ve üç aylık ev tatilinin ardından okul için döndüğünüzde buzdolabını açtıktan sonra burnunuza dolan çürük yumurta kokusu gibi hissetiren bir yer. Ülke bütünüyle volkanik olduğundan çürük yumurta kokusunu her yerde alıyorsunuz (sülfür kokusu). Normalde çok rahatsız edici değil, ama sözü edilen jeotermal kaynaklardan sıcak su elde eden bir yerde kalırsanız sabah duşlarınız bol öğürtülü bir gündüz kabusuna dönüşebilir. Tıpkı çağlayanlarda olduğu gibi gayzerleri ziyaret ederken de su geçirmez giysiler giyinmeniz çok önemli. Bir bataklıkta yürür gibi ilerlemekle kalmıyor, buhar odasındaymış gibi nem içinde yapış yapış kalıyorsunuz. Yumurta kokusunu yinelemeye gerek bile yok.

Gayzerlerin suyu itiş gücü genellikle ağız boyutuyla doğru orantılıdır. Çok küçük olan gayzerler çoğunlukla durmadan fokurdar ve bu sürede biriktirdikleri gazlar zaten suyun çalkalanmasıyla dışarıya atılır. Bu da içeride itici bir gaz gücü oluşturmaz. Büyük ve tutkuyla patlayan bir gayzeri saptamak için elinde kamerayla bekleyen turistleri bulmanız yeterli. Bir patlamayı kameraya alabilmek için yarım saate kadar kesintisiz kayıt halinde bulunmanız gerekebilir. Bu oldukça şans işi. Eldivenleriniz iyi ve kayıt cihazının kullanımına rahatlık sağlıyorsa bu görülmeye değer manzarayı bekleyin.

Jökulsárlón’un dingin şafakları.

“Jökull” buzul demektir. Bunu çağlayanlar kadar olmasa da yaygın şekilde görebilirsiniz. Jökulsárlón, Vatnajökull oldukça büyük ve gözyaşartıcı güzellikteki buzullar. Türkiye ve yakın coğrafyamızın tümünde bulunmayan büyüleyici bir coğrafi oluşum. Vatnajökull ülkenin en popüler rotalarından biri ve neredeyse sınırların altıda birini içine alan bir milli park. Parkta drone kullanmak yasaktır. Bunun nedeni drone’ların kontrolünü kaybederek bir yerlerde düşerek unutulması ve çevreye yapay maddeler bırakması. Çok temiz bir ülke olan İzlanda’da her ne kadar doğanın kirletilmemesi için çok ciddi çalışmalar yapılsa da turistler ayak bastığı her yeri çöplüğe döndürmekte.

Elmas Sahili’nde çekilen bu fotoğrafta görülen kayanın tahmini boyu dört metredir.

Eğer daha sakin bir yerde bir başınıza bulunmak istiyorsanız Jökulsárlón size daha yüksek bir tepeden aşağıya bakabileceğiniz daha küçük bir buzul denizi sunuyor. Kıyısına inebileceğiniz dingin bir göl yatağı var. Ortam o kadar sessiz ki huzurla salınıp giden, kimisi bir kamyon, kimisiyse bir çilek kadar olan buz parçalarının çatırtılarını duyabiliyorsunuz. Bu buzulun civarlarında Elmas Sahili adında çok güzel bir yer var. İzlanda’nın her yerinde gördüğünüz siyah topraklar (volkan külü) burada tamamen siyah bir kumsal oluşturmuş. Açık denizden dalgalarla kopan safir rengi buz parçaları kara kumların üzerinde pırlanta gibi oturuyor. Kıyıya vurmuş buzulların kimisi bir yolcu gemisi büyüklüğünde. Bazıları siyah damarlı mavi, bazılarıysa bir cam kadar berrak. Burada deniz aşırı derecede dalgalı da olsa balina ve fok gibi canlıları görebiliyorsunuz. Çok dikkatli olmanız gerekiyor. Su hiçbir kabarma yapmadan ve uyarmadan bir anda dev dalgalarla üzerinize geliyor. İnsanların çığlıklarını son anda duyabiliyorsunuz. Dalganın gelişine göre ne kadar ilerleyeceğini tahmin edebileceğiniz hiç sanmayın. Yaklaştığı an arkanıza bakmadan koşun. Çünkü her yeri kaplayan buzullar nedeniyle muhtemelen son sürat koşamayacaksınız. En güvenlisi kıyıya çok yaklaşmamak.

Ziyaret eden pek çok gezginin buz kaynaklarından beslenen akarsulardan su içilmesini önerdiklerini görmüş olabilirsiniz – çok güzel ve bedava olduğu için. Fakat bu kesinlikle önerilmemeli, çünkü suyun kaynağında ya da yakınlarında bir hayvan ölmüş olabilir ve bu hem mide bulandırıcı hem de son derece sağlıksız bir durum. Ülkede şebeke suyu çok temiz ve sağlıklı. Boş bir şişe getirin ve her şey zaten yeterince pahalıyken bu kadar ucuz ve güzel bir gereksinimi rahatça karşılayın.

Sırf Mavi Lagün’ün şifalı suyunda yıkanmak için İzlanda’yı ziyaret eden turistler bulunuyor.

Tartışmasız İzlanda’nın en popüler rotası olan Mavi Lagün, silika çözeltili gök mavisi bir kaplıca havuzu. Profesyonel bir şekilde tesise dönüştürülmüş bir yer. Kişi başı giriş ücreti oldukça tuzlu. Rezervasyonunuzu biraz önceden çevrimiçi olarak yaptırıyorsunuz. Kadın ve erkekler için ayrı olan soyunma odalarından kendinize uygun gördüğünüze geçip, Kuzey Avrupa’da son derece yaygın bir kültür olduğundan kapısı ve perdesi bile olmayan uluorta duşlarda tamamen çıplak bir şekilde duş almanız isteniyor. Ardından mayonuzu giyerek devam edebiliyorsunuz. Çalışanların çoğu İzlandalı değil. Ve tahminimce eğer bu kadar fazla Amerikalı turist bulunmasaydı Mavi Lagün’e de çıplak girme zorunluluğu getirilebilirdi.

Tesisin oldukça soğuk bir odası var ve içeriden kaynağa girmeye başlıyorsunuz. suyun içerisinde dışarıya açılan bir kapı var. Böylece dışarıya yarıçıplak çıkmak zorunda kalmıyorsunuz. Pek bir fark yok aslında. Bornozunuzu asıp suya girene kadar zaten kendinizi Elmas Sahili’nin dev dalgaları arasına sıkışıp hipotermi geçirmiş gibi hissediyorsunuz. Kaynağın ortasında sıcak su sağlayan kazan benzeri birkaç yapı var. Yakınlarında su daha sıcaktır. Bir de bar bulunuyor. Birer içecek ücretsiz. Dilerseniz doğal silika maskesi satın alıp uygulayabiliyorsunuz. Ancak asıl uyarı hijyen üzerine. Burada suyun bir değişimi yok. Kaç kişinin pisliği dibe batmış bilinmez, sığlaşan kıyılarda otururken ellerinizi koyduğunuz kumlar saç ve kıl dolu. Kumların kokusu yumurta kokusunun da ötesinde – tuvalet gibi kokuyor!

Yanardağın buzdan kalbi.

Arabayla ulaştığınız Altın Çember adlı bu dağlık bölgede giriş için başvurarak kısa bir tırmanış yapıyorsunuz. Karşınıza çıkan manzara pas rengi krater ağzının içerisinde, yüreği buz kesmiş bir yanardağ. Dilerseniz zaman zaman donup çözülen bu krater gölünün kıyısına inebilirsiniz. Bu coğrafi oluşumun bir benzeri olan Türkiye’deki tek örnek Meke Krater Gölü.

İzlanda’daki en tehlikeli canlıları pek çok yerde görebilirsiniz.

Bu arada ülkede ayı, yılan, örümcek, akrep ve hatta sivrisinek bulunmuyor. Yalnızca iki tür fare var ve bunlar ilk yerleşenlerin gemileriyle gelmiş yabancı türler. İnanması güç ama bazen büyük buzdağları üzerinde ülkeye doğru yol alan kutup ayıları oluyor. Nedendir bilinmez hiç hoş karşılanmayıp vuruluyorlar. İzlanda kürk ticareti ve benzeri alanlardaki şöhretiyle de hayvan hakları konusunda son derece vicdansız bir tutum sergiliyor.

Ülkede orman denebilecek büyüklükte ağaç toplulukları da yok. Göz alabildiğine step benzeri saman sarısı otlarla kaplı. Oldukça karakteristik manzaralar sunuyorlar. Üzerlerine güvenle oturabilir ya da yatabilirsiniz çünkü aralarında gizlenen bir zararlı yok. Yine de toprağın balçık olduğunu unutmayın. İğrenç bir ıslaklık içinde bulabilirsiniz kendinizi.

1970’lere kadar ülkede hiçbir eşek arışı türü bilinmiyordu. Sonraları dört tane keşfedildi. Bu küresel ısınmaya mal edilen bir olay. Dört taneden birinin neslinin yeniden kuruduğu bildiriliyor. Sonuç olarak, yalnız başınıza bir patikada yürürken sizi öldürebilecek tek yırtıcı insan oluyor.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.